Kimin haklı kimin haksız olduğunu da anlamak mümkün değil. Tarafların ikisi de eylemlerine hukuki dayanak bulmak konusunda oldukça mahir. İki taraf da hukukçu, ikisi de siyaseti hukuka uymaya çağırıyor. Lakin herkesin hukuk kitabı farklı şeyler söylüyor anlaşılan ki, ortak noktada buluşmak mümkün değil. Savaşı kim kazanırsa onun hukuku geçerli olacak, kaybedenlerse yargılanacak, öyle görünüyor.

Adalet duygusunu yitiren, kendi yargısına güvenmeyen bir ülkede kaosun hakim olacağı açık. Halkın sokaklara dökülmesi çağrıları, ortaya çıkabilecek provokasyonların bilincinde olan kesimlerden bile destek bulabiliyor. Bir yanda Gezi’den bu yana yaralı olan muhalif kesim, diğer yanda başbakanı yedirmeyiz sloganlarıyla direnişe hazırlanan destekçi  kesim ve öte yanda da daha önce sokaklara dökülmeyip de yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle iktidardan kopan ve bu soruşturmaları destekleyen 3. kesim. Çatışma potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Belirli bir aşamadan sonra Kürtlerin de başka taleplerle sokağa çıkmaları sürpriz olmaz. Mısır’da da işler böyle başlamıştı.Hatırlatayım.

İşlerin bu noktaya varması taktik hatalarla olduğu kadar stratejik tercihlerle de şekillendi. AKP’nin 11 yıllık performansı dünya sathında bir modelin ilham kaynağı olarak tanımlandı. Arap baharı sürecinin itici güçlerinden bir tanesi demokratik yöntemlerle sandıktan çıkan ve İslami rengi baskın bir partinin kapitalist sistemle sorun yaşamadan, Batıya dönük yüzünü muhafaza ederek siyaset yapabileceğini gösteriyordu. Parti, içinde İslamcıları olduğu kadar liberalleri, mütedeyyin kesimleri, cemaatçileri, milliyetçileri hatta eski CHP’lileri de barındırıyordu. Çok renkliliği en baskın özelliği idi. Ticaret yapmaya, sınırları geçirgen kılmaya, kadim iç ve dış politika sorunlarını çözmeye talipti. Nitekim böyle devam ettiği sürece dış destek de buldu.

Lakin Arap baharının rüzgarı AKP’yi de salladı. Giderek daha da muhafazakarlaşan söylemler, dışarıda Müslüman Kardeşlerin sözcülüğünü de üstlenen bir role soyundurdu Erdoğan’ı. Türkiye’nin lideri profili yerini hızla Müslüman Kardeşler ve türevlerinin liderine bıraktı. Başbakan Erdoğan’ın imajı değişiyordu. Kızlı erkekli yurtlar, dekolte krizleri, alkol düzenlemesi gibi gelişmeler birer dış politika aracı olarak dış dünyada özenle pazarlandı. İmrenilen, ilham kaynağı olarak gösterilen Türkiye giderek teröristlere destek olan, ülkedeki seküler yapıyı zedeleyen ve Ortadoğu’daki olumsuzlukların kaynağı olan ülke olarak lanse edilmeye başlandı.

Mısır ve Suriye’deki istikrarsızlık, meseleyi iç sorun olarak algılayan ve o ülkelerdeki durumu kendisiyle özdeşleştiren AKP iktidarını da ister istemez yıprattı. Müslüman Kardeşler ekolü dünya sathında darbe yedikçe Türkiye’deki projede de hasar yarattı. Bu, küresel bir geri dönüş rüzgarının estiğini de gösteriyordu. Dış politikada esnemek, yumuşamak gerekliydi. Resetlenme ihtiyacı her gün artıyordu. Ama aksine giderek sertleşildi, düşmanlaştırılan ülkeler listesi kabararak ABD’den AB’ye ve Rusya’ya, Mısır’dan Suudilere kadar uzandı. AKP karşısında 5 benzemezden oluşan bir ittifak şekillendi.

Bugün ortaya çıkan durum sadece yolsuzluk soruşturması ya da cemaat hükümet çatışması değildir. Uluslararası bir siyasi dalga şiddetle kıyılarımıza vurmuştur. Yolsuzluk siyasi  bir araçtır ama aynı zamanda bir gerçekliktir. Üstelik bununla mücadele için tercih edilen hukuku yeniden yorumlama stratejisi yeni suçlar yaratmaktadır. O bakımdan konunun uluslararası siyasi perspektiften ele alınması elzemdir.

Bu noktada şunu söyleyebiliriz. Kuyuyu daha da derinleştirmeden siyasi yol haritası çizilmesi şart gibi duruyor. İç ittifakların tazelenmesi, dış politikada hızla çok merkezli bir diplomatik uzlaşma hareketine girişilmesi gerekiyor. AKP laikleşmek, liberalleşmek, yumuşamak ve Türkiye’nin Müslüman Kardeşleri rolünden sıyrılmak durumunda. Aksi halde Türkiye’nin Mısırlaşması ihtimali var ve böyle bir çatışma hali bölünme riskini de taşıyor. Kızgınlık ve öfke hali sorunları çözmek bir yana daha da derinleştiriyor.Aklı selim bu hastalığın tek ilacı.

Kuyu çok derin değil aslında, lakin ipimiz kısa. 

 

Deniz Ülke Arıboğan – 2 Ocak 2014

 

 

 

Yasal Uyarı: Tüm yayın hakları Prof.Dr.Deniz Ülke Arıboğan’a ait bu değerlendirme yazısı yazılı, görsel, internet medya organları tarafından sadece kaynak gösterilerek ve içerik değişimi yapılmadan kullanılabilir. Kullanılacak internet medyası sayfalarında mutlaka bu sayfaya link verilerek kullanılmalıdır. Kaynak gösterilmeden, içerik değişimi ve kısaltma yapılan haber ve diğer bilgilendirme çalışmaları için yasal haklar saklı tutulacaktır.