NATO’dan Çıkmak ya da Çıkmamak

Norveç’te yapılan son NATO tatbikatındaki skandalın ardından Türkiye’nin örgütten ayrılması yönünde ciddi bir kamuoyu dalgası oluşmuş durumda. Bu dalga sosyal medya üzerinden büyütülüyor ve çalkantının artması için uğraş veriliyor. Aslında bu Norveç’te planlanan operasyonun devamı ve buna bilinçli ya da bilinçsiz alet olanlar aynı plana hizmet ediyorlar. Açık ve net olarak söyleyelim: Türkiye’nin NATO dışı kalması bir tuzaktır ve diplomatik açıdan bir felakettir. Nedenlerine kısaca değinelim.

1- NATO 1999’da kabul edilen stratejik kavramın ardından sadece Kuzey Amerika ve Avrupa ile sınırlı bir savunma örgütü olmaktan çıkarak dünya sathında askeri operasyon yapabilen bir güvenlik mekanizmasına dönüştürülmüştür. Üstelik harekete geçmesi için sadece üyelerden birinin askeri saldırıya uğraması gerekmez; askeri tehdit oluşturmayan hallerde de yani insan hakkı ihlalleri, etnik çatışmalar, olası tehditler gibi üyeleri direk olarak ilgilendirmeyen meselelerde de önlem alma yetkisini kazanmıştır. Bu NATO üyelerinin hepsinin kabul etmesi halinde örgütün istediği yere, istediği konuda uyduruk bir meşruiyet zemininde müdahale edebilmesine imkan vermektedir. NATO bu anlamda askeri önlemi BM’den çok daha kolay alabilen ve ABD etkisinin çok daha etkin hissedildiği bir yapıdır. Dışarıda kalan her ülke için NATO bir askeri tehdit olarak kabul edilebilir.

2- NATO bünyesinde kararlar oybirliği ile alınır ve istemediğiniz bir şeyi durdurabilmenin tek yolu içeride kalarak kararları yönlendirmektir. Bu bir anlamda veto gücüdür ve NATO’nun olası haksız ve adaletsiz uygulamalarına karşı tek engel NATO üyeliğidir. Türkiye daha önce defalarca üyelikten kaynaklanan bu gücü kullanmış, bir çok diplomatik pazarlığında en güçlü koz olarak masaya sürmüştür. Yunanistan’ın askeri kanada dönüşü(1980 askeri darbesine kadar), İsrail’in askeri tatbikatlara katılması, genel sekreterlerin seçimi vs. bunlar arasında sayılabilir. Dışarıda kalan her ülke için aleyhte karar alma mekanizması çalışacaktır. Kısaca Türkiye NATO içinde olduğu müddetçe, NATO Türkiye’ye karşı operasyon yapamaz; ama dışarıda kalan bir Türkiye Kıbrıs, Ege’deki kıta sahanlığı, karasuları gibi meseleler, olası iç ayaklanmalar, Kürt meselesi gibi konularda NATO tarafından tehdit edilen bir ülke haline gelecektir.

3- Türkiye’nin NATO dışında kalması bugün bastırılmış gibi görünen bir çok sorunun NATO üyeleri tarafından yeniden masaya getirilmesine ön açacaktır. Masada ise Türkiye tek başına, Türkiye’nin rakibi ise arkasında NATO üyesi diğer ülkelerin gücü ile yer alacaktır. NATO zemini başkalarına bırakılamayacak kadar verimli ve etkin bir güce dönüşebilir. Bugün zayıf görünmesi yarın da zayıf olacağı anlamına gelmez. Dünyanın düzeni askeri paktların önemini artıracak biçimde evrilmektedir. Kızıp NATO’yu rakiplerimize terk etmek, kaçmak veya uzaklaşmak en çok bize zarar verir. Gemiyi terk ederseniz korsan kazanır; kalmak ve savaşmak gerekir. Hedef filikaya binip kaçmak değil, gemide kaptan olmak olmalıdır.

4- Türkiye’nin NATO’yu bırakması ve yönünü doğuya çevirerek Çin ve Rusya ile yakınlaşması bir kurtuluş değil, aksine daha derin bir bataklığa giriştir. Rusya’nın başka bir dengeyi korumadan tamamen kendisine teslim olmuş müttefiklerine nasıl muamele ettiğini görmek için tarihe bakmak yeterlidir. Rusya ile dengeli bir ilişki kurmanın tek yolu BATI ittifakı ile ilişkiyi sağlamlaştırmaktır. Çin’in de emperyalizm konusunda Rusya’dan daha eksik bir yanı yoktur. Her iki ülke de halihazırda yayılmacı ve hükümranlık hedefli stratejiler yürütmektedir. Ne ayı (Rusya) ile ne ejderha (Çin) ile aynı çuvala girilmez; giren yem olmaya hazır olmalıdır. Bu iki ülkenin de ABD veya Avrupa’nın hegemon ülkelerinden bir nebze bile daha hakkaniyetli olacaklarına dair en küçük bir emare bile yoktur. Mesele denge siyasetini yürütebilmektir; Türkiye için en uygun rol dengenin dengeleyicisi olmaktır.

5- Türkiye’nin Batı dünyasının bir parçası olma tezi Osmanlıdan bu yana geçerlidir. 1856 Paris Barış konferansında bu teyid edilmiştir. Türkiye’nin pergelinin sabit ucu Anadolu toprağına kök salar, serbest ucunun en fazla genişlediği yer ise tarihten bu yana Batı yönündedir. Bir yandan doğu yönünde Ermenistan sınırından başlayarak İran, Irak ve Suriye sınırına somut, ve  kesintisiz duvar ören bir ülkenin, diğer yandan da Batı sınırına psikolojik duvar örmekten vazgeçmesi ve hızla pozitif bir stratejiye geçiş yapması gerekir. Aksi tutarsızlıktır. Türkiye’yi NATO dışına atarak operasyonlara açık hale getirmeye çalışan tuzakçıları kendi tuzaklarına düşürmenin yolu, onların beklediğinin ve arzu ettiğinin tam tersini yapmaktır. Onlar Türkiye’yi NATO’dan çıkartarak NATO’ya yem yapmak istemektedir. Onlar ne yapmak istiyorsa, tam aksi yönde durmak ve en beklenmedik olanı yapmak kazanmanın tek yoludur. Aksi halde kendi popülist alkışlarımız ve tezahüratlarımız arasında kupayı düşmanlara kendimiz teslim ederiz.

Prof.Dr.Deniz Ülke Arıboğan

22 Kasım 2017


Prof.Dr.Deniz Ülke Arıboğan’ın konu ile ilgili daha önceki değerlendirmeleri ;

” Türkiye’nin NATO’dan ayrılması değil, NATO içerisindeki ağırlığını artırarak operasyoncuları boşa düşürmesi beceridir. Aksi halde tuzağı kuran amacına ulaşmış, Türkiye de kurulan tuzağa düşmüş olur. Türkiye taraf değil, dengenin dengeleyicisidir.”  (19 Kasım 2017)

The enemy list which was used for the Nato drill is unacceptable as it includes both Ataturk and Erdogan by name. So, the withdrawal of Turkish troops is normal and appropriate. However this is definitely a hostile attitude and whether forgiven or not we must not forget! #NATO ( 17 Kasım 2017 )