Wikileaks-sizintilar

WikiLeaks’ten sızanlar

Soru sormanın komploculuk, sormadan kabul ya da reddetmenin yandaşlık ya da taraftarlık, her şey açığa çıktı, dünya demokratikleşiyor demenin saflık, konularla hiç ilgilenmemenin cahillik olduğu bir ortamda WikiLeaks belgelerini analiz etmenin ne kadar güç olduğu ortada. Ne yapsak tasnif edileceğiz. Düşünce üzerinde bundan daha ağır bir kısıtlama nasıl oluşturulur bilemiyorum, lakin herkese farklı bakış açılarını da dikkate almalarını öneriyorum. Yanlış da olsalar, farklı gözlemler bizleri zenginleştirir, düşünce havuzumuzu derinleştirir.

Belgelerin içeriğiyle ilgilenmek elbette önemli bir yaklaşım, ama yetmez. Olayın aynı zamanda yaratacağı yan etkiler bakımından da değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Zira basit bir iddiayla karşı karşıya değiliz. Dünyanın en güçlü siyasi aktörünün diğer ülkeler ve yöneticileri hakkındaki gizli kanaatlerinin açıkça ortaya konulduğu bir durumdan söz ediyoruz. Belgeler açığa çıktıkça dünyada yer yerinden oynamayacak kuşkusuz, ama taşların hareket edebileceğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Analiz edelim:

1-Belgelerin ABD’nin içerisinden çok, müttefikleri ile ilişkisinde bazı etkiler yaratması mümkün. ABD’li diplomatlar gayet avam bir üslupla, bulundukları ülkeler ve yöneticileri hakkındaki dedikoduları ve kanaatlerini merkeze aktarmışlar. ABD yönetimi eğer dünyayı bu ifadelerden hareketle algılıyor ve yönetmeye çalışıyorlardıysa, bugün neden bu vaziyette olduklarını da rahatça algılayabiliyoruz. ‘Kral çıplak’ ama Fransa’da değil, ABD’de. Belgeler, ABD’nin her şeye muktedir olduğu efsanesinin yıkılış fermanıdır; hem belgeleri korumayı başaramamış ve hem de şaka gibi diplomatik belgelerle dünyayı algılamaya çalışmış olmaları bakımından.

2-Belgelerde hemen her ülkenin yöneticileri hakkında bazı kanaatler var ve ilginç bir biçimde ilk yayınlanan da bu kanaatler. Yayınlanma sırasının neye göre tayin edildiğini bilemiyoruz. Ama kuşkusuz ilk yayınlanan belgeler en yüksek etki yaratacak olanlardır. Belgelerin tamamının kamuoyuna yansıması her gün 250 tane yayınlanması söz konusu olursa (ilk gün bu kadardı) yaklaşık 3 yıl sürecek bir zaman dilimine yayılacaktır. İlk haftadan sonra yayınlananların ne kadar ilgi çekeceği ise şüphelidir. Bu sebeple ilk yayınlananların, en çok görülmesi istenenler olduğunu söylemek mümkündür. Sadece sıralama bile yayıncıya manipülasyon imkanı vermektedir.

3-Belgeler diplomasi belgeleridir, istihbarat değil. Her ne kadar diplomatların asli görevleri bulundukları ülkelerle ilgili bilgileri merkeze aktarmak olsa da, bir istihbaratçının yaklaşımı ile diplomatınki farklılaşacaktır. Elçilikte istihbaratçıların çalışması da sıradan bir durumdur. Gelen bilgiler farklı format içerisinde analiz edilir ve kalıplanırlar. Çok konuşan ya da kendini beğendirmeye çalışan bir politikacı, bir diplomat için bulunmaz nimet olabilir. Nitekim Türkiye’de de konuşmayı seven siyasetçiler, danışmanlar kullanılmıştır. Bu kişiler tanımlandığında bizim ülkemizde siyaseten bedel öderler ama dünyanın birçok ülkesinde bu konu bir güvenlik sorununa dönüşebilir. Küresel düzeyde bir cadı avı başlatılabilir ve ülkeler kendi içlerine dönüp temizlik faaliyetine girişebilir. Hillary Clinton’ın ‘Bu müttefiklerimiz için bir güvenlik sorunudur’ demesi bundandır. Zimbabwe’de, Çin’de, Kenya’da neler oluyor, olacak fark edenimiz var mı?

4-WikiLeaks kendisine sızdırılan belgeleri yayınlamaktadır. Kendisine verilen paketin içeriği bu noktada önemli değildir. Gelinen nokta internet medyasının gücünü göstermesi bakımından da çok önemli bir örnektir. Lakin paketin objektif olduğu garanti edilemez. Paketi gönderenler manipülasyon amaçlı olarak bilgileri elemiş, şekillendirmiş olabilirler. Aynı biçimde yayınlayanlar da belirli pazarlıklar yaparak, paketi şekillendiriyor ve bazı bilgileri eliyor olabilirler. Wikileaks’in sığındığı, yani koruma aldığı ülkeden (İngiltere) müdahalelerle de paket şekillendiriliyor olabilir.  Hiçbir şey karşılıksız ve nedensiz değildir. Bedelin ne olduğunu da sorgulamak elzemdir.

Deniz Ülke Arıboğan’ın 1 Aralık 2010 Tarihinde Akşam Gazetesinde yayınlanan köşe yazısı. Yazıya Akşam Gazetesi web sitesi üzerinden ulaşmak için lütfen tıklayın.