Deniz Ülke Arıboğan

‘Amerika bir toprak parçası değildir. Bir kültür ya da bir milliyet değildir. Bir örf ve adetler bütünü değildir. Bir hükümet değildir. Kişiler değildir. Bir kurallar kitabı değildir. Bir ırk ya da etnisite değildir. Amerika bir fikirdir.

Bu nedenle bu fikri kucaklayan herkes Amerikalı olabilir. Diğer birçok ulus kan veya toprak temelli olmasına rağmen, Amerika taşınabilir bir şeydir. Onu kalplerimizde ve zihinlerimizde taşıyabiliriz. Şehirlerimizi bombalayabilirsiniz, ekonomimizi çökertebilirsiniz, kıtaları okyanusa dökebilir, çoğumuzu öldürebilirsiniz ama Amerika’yı yok edemezsiniz. Çünkü nerede iki ya da daha fazla Amerikalı bir araya gelir Amerika oradadır. Sırrımız şudur: Biz Amerika’da yaşamayız, Amerika bizim içimizde yaşar. Amerika bir fikirdir’.

Ben de yukarıdaki satırlardan ilham alarak ‘Türkiye bir fikirdir’ iddiasını öne sürüyorum. Türkiye anlam olarak bir toprak parçasını ya da bir milleti veya bir hükümeti referans almaz. Türkiye bir ruhtur, manevi bir bütünlüktür.

Yalnızca bölünmez bir vatandan veya milletten çok daha ötede kadim bir uzlaşı geleneğinin, bir büyük kültür birikiminin, yüce devlet aklının yansıması olan bir yapıdır. Değerleri gündelik değil, asırlıktır. Söylendiğinin aksine temel kuruluş felsefesi pragmatik hesaplara değil, tarihsel duyarlılıklara hitap eder. ‘Türkiye fikri sürekliliktir.’

Adının şu veya bu olmasından, yıllar içinde imparatorluk ya da ulus-devlet hangi formu aldığından bağımsız olarak ‘Türkiye fikri’ kurucu mantığını ve varlığını korur. Geçmişe tutunan kökleri kadar geleceğe uzanan vaatleri de vardır.  İçinde barındırdığı çok seslilik ve renklilik onun aczi değil, zenginliğidir. ‘Türkiye fikri çokluktur.’

Çokluk, farklılıkların ön planda tutulmasını değil, kabul edilmesini önerir. Resmin kalitesi renklerin belirginliğinden değil, ahenginden gelir. Birbirine en aykırı gibi görünen tonların bir aradalığı ile sağlanan bir uyum söz konusudur. Türkiye’nin paletindeki hiçbir renk mutlak ve katkısız değildir. Her bir fırça darbesi eşsiz bir karışımın ürünüdür. Türkiye’nin kırmızısı da, yeşili de, mavisi de kendine özgüdür. ‘Türkiye fikri özgün ve eşsiz bir karışımdır.’

Bu karışım yalnızca etnik manada değerlendirilemez. Bu topraklar birbirinden farklı inançların bir arada huzurla var oluşunu sağlamaya yetecek deneyim ve donanıma sahiptir. Bir gün adı ‘istimalet’ olur, diğer gün başka bir formda ‘laiklik’ olarak karşımıza çıkar. Hedef aynıdır; farklı inançların barış ve güven içerisinde yaşamasını sağlayacak sistemleri kurmak. Bu sistem yöneticinin inancından bağımsız olarak, yönetimin tüm inançlara aynı mesafede durmasını sağlama prensibi üzerine inşa edilmiştir. ‘Türkiye inanma ve inanmama hürriyetine inanmaktır.’

Hürriyetlerin ideolojik gerekçelerle veya pragmatik beklentilerle üretilmiş kutsallar tarafından kısıtlanması, Türkiye fikrinin karşısında durmaktır. İstismarlar, siyasi manipülasyonlar, kötü amaçlar söz konusu olabilir. Lakin hiçbir tehdit, temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasından daha yıkıcı sonuçlar doğuramaz. Renklerin karartılması, seslerin susturulması, Türkiye fikrinin uzantısı olamaz. Tepeden inme despot tavırlar ancak mecburi ve geçici bir birliktelik sağlamaya muktedir olurlar. ‘Türkiye gönüllülüktür. Birlikte değil, bir olmaktır.’

Türkiye fikri yalnızca bayrak değildir; kanla sulanmış toprak değildir; asker değildir; millet değildir; hükümet değildir; anayasa değildir; meclis değildir.

Türkiye bir devlet olmanın çok daha ötesinde büyük bir fikirdir. Bu fikir bizim kalbimizde zihinlerimizde yerleşiktir. Kişilerle yönetimlerle, nesillerle kaim değildir. Mezhebi sevgidir; birliktir. Bu nedenle Türkiye yalnızca üzerinde yaşanan bir vatan ya da kurallarına uyulan bir devlet değil, atalarımızdan devraldığımız, içimizde yaşattığımız ve çocuklarımıza miras bırakacağımız bir ümittir.’

Deniz Ülke Arıboğan’ın 30 Haziran 2010 tarihinde Akşam gazetesinde yayınlanan köşe yazısı.