Türk kimliği meselesi !

Konu, yani barış süreci siyasetler ve partiler üstü bir çerçevede ele alınmadığı ve gündelik siyasetin malzemesi haline getirildiği için herkesin bir ucundan çekerek sürdürdüğü amorf bir hale gelmiş durumda. İyi şeylere birlikte sevinemez, kötü şeylere birlikte yas tutamaz hale gelmişiz, ama haberimiz yok. Sonra yatıp kalkıp milletimizin bölünmezliğinden söz ediyoruz, artık nasıl bir milletsek. Umarım bu böyle gitmez, siyasetçiler akıllarını başlarına devşirir ve 2 puan fark yaratmak için nasıl toplumsal yaralar açtıklarının farkına varıp, sorumluluklarını hatırlarlar. 

HERKES SORUMLU

Ben, bugün bir süredir endişe ettiğim ve Akil Heyet toplantılarında edindiğim intiba ile kafamda netleşen çok ciddi bir duruma parmak basmak istiyorum. Zira Kürt meselesinin çözümü çerçevesinde sağlamlaştırmaya çalıştığımız fay hatları, bir başka hatta enerji birikimine yol açmaya başladı. Görebildiğim kadarıyla tarihte ilk defa Türk kimliği kendisini kaybeden olarak konumlandırıyor ve savunma haline geçmiş durumda. Savunma haline gelen kimliklerin, üstelik de çoğunlukta iseler saldırgan hale gelmelerinin son derece kolay olduğunu biliyoruz.

Daha önce Türklüğünü vurgulama ihtiyacı hissetmeyen kesimlerde bile “ben Türküm”vurgusunun güçlendiğini görmek mümkün. Buna yol açan belli başlı sebepler de bazı semboller üzerinden yürütülen zamansız ve izansız tartışmalar. Türk bayrağı, TC amblemi, anayasadaki Türk milleti tanımı gibi marjinal tartışmalar sanki konunun özüymüş ve herkes böyle düşünüyormuş gibi gündeme getirildikçe bu ateşin büyümesi kaçınılmaz. Medyanın bayıldığı bu tür tartışmalar koca bir toplumu ateşe atıyor farkında olan yok. 

Sokaklar hala hareketlenmediyse bunda Devlet Bahçeli’nin rolünü gözardı etmemek gerekiyor. Tepkinin saldırganlaşma yoluna girmesini engelleyecek her yolu deniyor. Tepkinin akillere yöneltilmesi bile kanımca bu stratejinin bir parçası. Lakin tüm sorumluluk da bir tek kişinin omuzlarına yüklenemez. Kaldı ki, Türk kimliği konusunda AKP tabanındaki duyarlılık MHP’den daha düşük değil. Herkesin sorumluluk alması gerekiyor.

İÇ ÇATIŞMA RİSKİ

Bugüne kadar kendisini Türk olarak tanımlayanların sahip oldukları konfor alanı giderek daralıyor. Zira Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türk kimliği hiç bir zaman öteki’si ile karşılaşmamış. Devlet, zaten farklı kimliklere baskı uyguladığı ve olumsuz davrandığı için Türkler herhangi bir karşı eylemin içerisinde olmamışlar. Kimlikleri zaten devlet tarafından savunulduğu için kendileri savunma yapma gereğini hissetmemişler. Ancak bugün gelinen noktada devlet aradan çekiliyor ve Kürt kimliği Türk kimliğinin diyalektik karşıtı olarak şekilleniyor. Bu son derece tehlikeli bir durum. Tarihte ilk defa iç çatışma potansiyelini taşıyan bir döneme girebiliriz.

Bunu engellemenin yolu Kürt kimliğinin önündeki özgürlük alanını açarken, Türk kimliğinin kayıpta olmadığını gösterecek tutarlılıkta davranmak. Bu ilk yüzleşme ve geçiş dönemini siyasetçilerin sorumlu tutumlarıyla kontrollü olarak geçmesi gerekiyor. BDP’li siyasilere ise herkesten fazla rol düşüyor. Söylemlerinde dikkatli ve belki her zamankinden daha ağırbaşlı davranmaları şart. Başbakan Erdoğan’ın da Türk kimliğini sahiplenmeye devam etmesi ve insanlara kayıpta olunmadığını göstermesi gerekiyor. Kürt meselesinin çözümünün bir başlangıç olarak alınması ve bu ilk adımın bir sonraki aşamada her kesim için bir büyük demokrasi hamlesine dönüştürülecek mesajının verilmesi kanımca önemli bir yatıştırıcı etki yaratacaktır.