Sosyal Medya Linçleri

Sosyal medya, kuşkusuz kitle ile iletişim halindeki tüm kurumların korkulu rüyası. Hükümetleri de yıpratıyor, şirketleri de; kişileri de mahvedebiliyor, ülkeleri de.

Zira burası aynı zamanda bir linç alanı.Fotomontaj bir resim, kurgulanmış bir video, üretilmiş bir haber ya da aslı astarı olmayan bir iddia üzerinden insanların hayatı zehir edilebiliyor. Ne atılan çamurun izini silmek mümkün oluyor sonra ne de çamur atana hesabını sormak. Üstelik her şey sırf kötülük üretmek adına açılan fake hesaplar üzerinden geliştiği için faili yakalamak da neredeyse imkansız. Henüz alanı düzenlemeye yönelik hukuk sistemi de olgunlaşmış durumda değil. Yeni yeni birtakım kısıtlar ve güvenlik tedbirleri hayata geçirilmeye çalışılıyor.

“GÜNAYDININ BATSIN”

Bu nedenle artık firmalar sosyal medya uzmanları çalıştırmaya, haklarında çıkan haberleri toplamaya ve sosyal medya algılarını yönetmeye milyonlar harcamaya başladılar. Kimi zaman sosyal medya uzmanlarının sırf kendileri için böyle bir iş sektörü oluşturmak için fake hesaplar açtığından da şüphelenmiyor değilim(!).Bir hesaptan ona buna yıkıcı, bozucu iddialar üretip, diğer kanaldan da “biz sizin bozulan bu algınızı düzeltmek isteriz. Ayda şu kadar ödemeniz yeterli” hesabı yani. Neyse şeytanın aklına da kurt düşürmeyelim; olmayanı da oldururuz bu gidişle.

Sosyal medya aynı zamanda tepkilerini kontrolsüzce sergileme mekanı kimileri için. Herkesin bir diğerine ağız dolusu küfür ve hakaret edebildiği; iddialar savurabildiği bir nefret arenası burası. Twitter’a her girdiğimde kendimi başka gezegene seyahat eden bir insan gibi hissetmemin nedeni de bu. Açık söyleyeyim eğer Twitter’a girmesem, bazı insanların bu kadar kötü yürekli, şiddet sever, bu denli haddini bilmez olabileceğini normal şartlarda asla öğrenebilme fırsatını bulamazdım. İnsanların sırf popüler oldukları için nedensizce nefret objeleri haline gelebileceğini söyleseler asla inanmazdım. Bazı insanların “günaydın” mesajı yazan birine “günaydının batsın” diyeceğini hayal edemezdim.

ŞANSLI HİSSEDİYORUM

Sosyal medya sayesinde, mesleği öğretmen, doktor, eczacı olan birilerinin birbirlerine ve gençlere küfürler edebildiğini, bütün ömürlerini magazin sayfası okuyarak geçiren cafe güzellerinin bu işlere hayatını adamış akademisyenlere psikoloji, tarih, güvenlik gibi teknik konularda “sen ne anlarsın bu işlerden, öyle yapılmaz böyle yapılır” diyebildiğini gördüm. 15 yaşında bir gencin başbakana ya da muhalefet liderine dış politika konusunda akıl öğretmesini, hayatında eline top almamış insanların futbolculara ve teknik direktörlere hakaretler eşliğinde nasıl oynanacağını öğretmesini izledim. Sanatçılara, popüler medya figürlerine, siyasetçilere yönelik linç kampanyalarını ve son olarak Gezi Parkı olayları üzerinden herkesin birbirine nasıl baskı uyguladığını, karşı tarafı ezmek için sistematik saldırılar planladığını gözledim.

Şunu söyleyeyim ki, “buralar böööyle bostandı bir zamanlar” ve hayatımızda daha çok şefkat daha az nefret vardı. Hayatımın 40 yılını sosyal medyasız yaşadığım için şimdilerde kendimi çok şanslı hissediyorum