Deniz Ülke Arıboğan

Şangay gündemi

Dünyayı tanımaya başladıkça, onun hakkında ne kadar az şey bildiğimizi fark ediyoruz. Avrasya’nın, Afrika’nın, Pasifik’in derinliklerine daldıkça, okyanus sandığımız yerlerin havuzdan hallice denizlerden ibaret olduğunu anlıyoruz. Küreselleşme denilen şey denizleri denizlere kavuşturdukça bilmediğimiz sularda yelken açmanın keyfi ve heyecanına kapılıyoruz. Haliyle, yeni denizlerdeki fırsatları, sıcaklığı, aşinalığı gördükçe, ‘Biz diğer tarafta ne arıyorduk bu zamana kadar’ duygusuna da kapılabiliyor insan. Şöyle eski denizin dalgalarına ‘haydi oradan’ deyip diğer tarafa doğru seyretmek ve eski denizin limanlarında kıyıya yanaştırılmadan karantina bölgesinde bekletilirken, yeni denizin kıyısını köşesini fethetmek arzusuyla doluyor içimiz. Doluyor da, bu kadar keşifçilik fırsatlar kadar riskleri de barındırıyor, unutmayalım.

Başbakan Erdoğan’ın Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılıp da AB’yi kenara koyma yönündeki ifadesi yeni denizlere açılım iştahını gösteriyor sanki. Her ne kadar ben, Başbakan’ın bu konuyu en azından şimdilik şakayla karışık vurguladığını düşünsem de (izlediğim video görüntüsündeki intibam), önümüzdeki dönemde bu konunun daha ciddi bir biçimde gündeme getirilebileceğini sanıyorum.

‘TEK TERCİH AB DEĞİL’

Öncelikle Başbakan Erdoğan’ın Şangay Örgütü’ne katılım konusundaki eğiliminden daha önemli olan nokta kanımca, AB’den sıtkının sıyrılmış olması. Yıllardır süren ve uzatılan müzakerelerin olumlu bir sonuca varacağından umudunu yitirmiş olduğu gibi, AB’nin bu konudaki tavrının direk olarak ‘Müslüman bir toplum olmamıza’ dayandığına da inanıyor. AB normlarına uyum çerçevesinde değiştirilebilir yasaları ve kuralları uygun hale getirmek mümkün, lakin eğer konu inanç ve din ekseninde düğümleniyorsa yapılacak bir şey olmadığı da aşikar. İş kilitlendi demektir.

Başbakan Erdoğan’nın Şangay İşbirliği Örgütü fikrini AB’ye bir mesaj olarak ortaya attığını sanıyorum. Dünyanın merkezinin doğuya doğru kaydığını, içinde Müslümanların da yer aldığı bir birliğin ekonomik, demografik ve siyasi etki olarak ipleri Avrupa’nın elinden aldığını onlara göstermek istedi. Mönüdeki tek tercihin de artık AB olmadığını belirtme ihtiyacını duydu. Nitekim önümüzdeki dönemde AB ile ilişkilerin daha çok Türkiye’nin inisiyatifi ile şekilleneceğini ve pek de olumlu seyretmeyeceğini söyleyebiliriz.

Bu arada meseleyi dış politika düzleminde analiz etmeye çalışıyoruz ama Erdoğan’ın sözlerinin günlük gündemi ele geçirdiği klasik çıkışlarından birisi olabileceğini de gözardı etmeyelim. Nitekim ABD’den ve AB’den gelen tedbirli tepki olayı böyle algıladıklarını gösteriyor. ABD, Avrupa’ya yönelik bu tür bir mesajı, hak ettiklerini düşündüğünden olumlu karşılayabilir; somut bir yön değiştirmeye yol açmadığı müddetçe. Lakin Türkiye bir NATO ülkesi ve gerçek bir eksen kayması durumunda hem küresel dengelerde hem de Türk dış politikasında çok ciddi sıkıntılar çıkacağını da söylemeden geçmeyelim.