Deniz Ülke Arıboğan

Öğrenci olayları ve şiddet

Son dönemlerde öğrenci hareketlerinde artış gözleniyor. 12 Eylül’ün ardından politik gündemin içerisinden çekilen Türk gençliği yine sokaklarda. Sayıca oldukça az olmalarına rağmen çıkan gürültü bir hayli yüksek, çünkü örgütlüler ve akıllı hareket ediyorlar. Emniyet teşkilatı ise müdahale etse bir türlü, etmese bir türlü noktasında yalpalıyor. Son olayda ilk kez kamuoyunun polisin müdahale tarzına bu denli karşı çıktığı ve öğrencilere yönelik müdahaleye her görüşten insanın tepki verdiği gözleniyor. Peki neden böyle?

1-Protesto etmek bir haktır ve çağdaş dünya uygulamalarının bir gereğidir. Protestonun yeri, zamanı ve tarzı problem yaratabilir, eleştirilebilir ama protestonun engellenmesi AB normlarında da hak ihlalidir. Burada temel nokta, protesto yapılırken, protestoya katılmayan diğer bireylerin haklarının engellenmemesidir. Örneğin bir toplantıda konuşmacıyı protesto ederken, diğer insanların o insanı dinlemek isteyeceği gerçeğinden hareketle protestonuzun belirli bir süreyi aşamaması gerekir. Hakaret etmek, bir şeyler fırlatmak protestonun kalitesizliğine işarettir. Konuşmacıya bir zarar gelmesi halinde de cezasını çekersiniz.

2-Protestolara karşı tahammülsüzlüğün en önemli sebebi bunun bir hak olduğunun devlet kademelerince kabullenilmemiş olması. Protestonun ne için yapıldığı emniyet güçlerinin tavrını belirliyor. Konu devlete yönelik algılandığında şiddetin dozu yükseliyor. Devleti bireye karşı korumak gibi kutsal (!) bir amaç ortaya çıktığı düşülüyor. Oysa polisin öncelikli görevi devlete değil, vatandaşa hizmet.

3-Protestocuların amacı protestonun ötesine taşıp, polisi, dolayısıyla da hükümeti zora sokmak, baskıcı bir görüntü yaratmaksa, olayın çerçevesi değişiyor. Örgütlü gruplar bedelini ödemeye hazır olarak protestoya geliyor, emniyet güçlerini harekete geçirebilecek manevraları yapıyor. Polis de bunun bilinçli bir tahrik olduğunu hesaba katmadan harekete geçince, siyasi bedelini ödemek ilgili kişilere düşüyor. Amaç hasıl oluyor.

4-Polisin uyguladığı orantısız ve ölçüsüz şiddet emniyet güçlerinin yetersizliğini gözler önüne seriyor. Öğrenciye, memura, işçiye ya da her kim protesto ediyorsa ona karşı gaddarca tutum takınan emniyet güçleri, olayları özünden çıkartıp, şiddet noktasına odaklıyor. Son olaylardan kamuoyunun çıkarttığı sonuç şu: ‘Polis tehlikelidir, kabadır, acımasızdır, antidemokratiktir.’ Bu, giderek emniyetin de işini zora sokacak sert karşılıklara yol açabilir.

5-Polisin çifte standart uygulaması kamuoyunun eleştirdiği bir başka konu. Bazı grupların korunması ve onların toplu davranışlarına karşı şefkatle yaklaşılması, buna mukabil bazılarına karşı olmadık şiddet gösterisinin sergilenmesi adalet duygusunu zedeliyor. Parasız eğitim isteyen ya da toplu ulaşım zammını protesto eden öğrenci ile okuluna girmek isteyen başörtülü öğrencinin hiçbir farkının olmadığını bilmek gerekiyor. Üstelik bu sol görüşlü öğrencilerin başörtülü arkadaşlarına destek vermek için gösteri yaptıklarına defalarca şahit oldum. Öğrenci öğrencidir; ya hepsini seversiniz, ya hepsini seversiniz.

6-Öğrenci hareketlerinin kamuoyunda topladığı sempatinin bir sebebi de hükümet karşıtı bir görüntü vermesi. İktidar bu denli güçlü olduğunda muhalefet de çeşitli kanalları doğal olarak zorlar. Muhalif gençlik bu noktada önemli bir güçtür. Emniyet elini her kaldırdığında, hükümete eksi puan yazacağını söyleyelim. Bu bir siyasi tuzaktır ve bu yanlış müdahale biçimi sürdürüldükçe hareket genişleyecektir. Bir kez daha seslenelim; ‘Öğrencime dokunma !’.

Deniz Ülke Arıboğan’ın 8 Aralık 2010 Tarihinde Akşam Gazetesinde yayınlanan köşe yazısı. Yazıya Akşam Gazetesi web sitesi üzerinden ulaşmak için lütfen tıklayın.