Deniz Ülke Arıboğan

Obama ve Birliğin Durumu

Kimleri ‘bunu ABD’nin dünyadan elini eteğini çekme eğiliminde olmasına’, kimileri ise ‘küresel bir değişim döneminde pozisyon almama isteğine’ bağladı. Geniş bir kesim ise ‘içeride o kadar önemli meseleler var ki, dışarısı ikincil plana düştü’ inancına sahipti.
Sebebi ne olursa olsun Obama’nın gelenekselleşmiş bir başkanlık konuşmasında daha çok iç politikaya ve ekonomiye ağırlık vermesi, ekonomideki iyileşmeden ve enerji alanındaki pozitif gelişmelerden bahsetmesi, ABDhalkını fazlasıyla memnun etti. Görünen o ki Amerikan yönetiminde bu tür konuşmalarla dış dünyaya mesaj verilmesi kaygısının yerini, içerisinin psikolojik olarak toparlanması aldı. Nitekim Obama, ‘endism’ ekolü olarak bilinen ve ABD’nin yıkıldığı, artık sonunun geldiği iddiasındakilere karşı da ‘sonsuza kadar varolacak’ bir ülke mesajını vererek umut pompaladı.

PARADİGMANIN ÇÖKÜŞÜ

Obama’nın konuşmasında dış politikaya yönelik en önemli bölüm ise 2014 yılında Afganistan’daki askerlerin çekilmesinin tamamlanmasıyla birlikte ABD’nin dünya üzerindeki askeri hareketliliğini minimuma indireceği mesajıydı. 30 binden fazla askerin evine dönmesiyle birlikte ABD’nin küresel güvenliği bizzat sağlama misyonu sona erecek gibi görünüyor. Bu kısaca George W. Bush’un kurguladığı paradigmanın çöküşü anlamına geliyor. Yani ABD’nin bütün dünyadan bizzat sorumlu olduğuna ve düşmanlarına karşı gerekirse tek başına savaşacağına dair askeri odaklı politika tarihten siliniyor.

Obama’ya göre güvenlik krizleri kendi yerel ortamında çözülmek durumunda. Yani ABD’nin askeri müdahalesi yerine Yemen, Libya, Somali gibi ülkelerde güvenlik güçlerinin eğitilmesi, askeri ekipman desteğinin sağlanması ve kendi sorunlarına kendilerinin çözüm bulması arzulanıyor. En ileri noktada ise ‘Mali’de olduğu gibi savaşan müttefiklerimize destek verebiliriz’ ifadesi kullanılıyor. Suriye konusu ise giderek bir müdahale ortamından uzaklaşıyor. Bu ABD’yi ekonomik açıdan rahatlatacağı gibi, toplumsal psikolojinin yönetilmesi açısından da önemli. Zira ABD’liler bir süredir çok sıklıkla ‘biz niye orada savaşıyoruz, başkaları için ölüyoruz’ sorusunu soruyor. Irak ve Afganistan’dan gelen kayıpların terörle mücadele konseptinin çok üzerinde olduğunun farkındalar.

Üstelik terörle mücadele terminolojisinin meşruiyetinin kalmadığını ve El Kaide’nin Ortadoğu ve Afrika’da ortaya çıkan yeni türlerine karşı yerel otoriteleri destekleyeceklerini bizzat Obama söylüyor. Usama Bin Ladin’in öldürülmesiyle birlikte El Kaide’ye karşı verilen mücadelede önemli bir eşiğin aşıldığı ve artık türevlerle uğraşıldığını belirten ABD Başkanı, bundan böyle ancak gerekmesi halinde direkt müdahalede bulunulacağını da ifade ediyor.

Kısaca ABD dış politikada vites değiştiriyor. Obama yönetimi düşük vitesli ama emin adımlarla gidilen yeni bir yol inşa etmeye çalışıyor. Bu bir dönüşüm dönemindeki küresel ortam açısından hem iyi hem de kötü haber. İyi, çünkü ABD’nin sorun ve kargaşa çıkararak dünyayı yönetme arzusuna gem vurulmuş durumda. Ancak aynı zamanda kötü, çünküson yüzyılda her zorda kalındığında ‘gel bizi kurtar’ denilen dünya jandarması görevinden istifa etmiş görünüyor.