Deniz Ülke Arıboğan

İsrail’in Suriye politikası

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan kudretli değişim rüzgarlarına karşı hâlâ değişmeden kalan İsrail’in bunu ne kadar sürdürebileceği merak konusu. Yıllardır Ortadoğu mahallesinin yaramaz çocuğu olarak konu komşunun camını kıran bu haydut tabiatın değiştirilmesi ne ölçüde mümkündür bilinmez. Lakin nihayetinde İsrail de bir eko sistemin içerisinde yer alıyor ve çevre koşullarındaki değişime rağmen sabit bir duruş sürdürmesi oldukça zor. Artık Ne Suriye, ne Mısır, ne Türkiye ne de ABD eskisi gibiler. Bu ülkelerle ilişkisini dış politikasının temel direği olarak kurgulamış olan İsrail açısından da en azından dış politika çizgisinde değişimlerin olması kaçınılmaz.

Esasen İsrail bir süredir Ortadoğu’da olan bitenin pasif izleyecisi konumunda. Bölgedeki değişimi anlamaya, esen rüzgarların ne yöne doğru seyredeceğini keşfetmeye çalışırken bir yandan da kendi çatısının uçmaması için önlem alma gayretinde. Zira ekonomi iyi durumda değil, dış ilişkilerde müttefik olarak tanımladıkları merkezlerde ciddi bir mesafelenme var ve hasım olarak kabul ettikleri diktatörlerin yerini sokakların gücüyle iktidara yürüyen, köktenci anti-semitiklerin alması ihtimali oldukça güçlü. Şu sıralar bölge ülkeleri sert esen rüzgarların yıkımından korunmaya çalıştığı için İsrail ile fazla ilgilenmiyor. Ama, bu rüzgarların dineceği bir gün de olacak ve o gün geldiğinde şiddet kullanmaktan çekinmeyen birilerinin Ortadoğu’yu İsrail’den kurtarma çabasına girmesi sürpriz sayılmaz.

SURİYE’DE İSLAMİ YÖNETİM

Arap Baharı olarak anılan sürecin başından bu yana oldukça düşük profilli bir strateji uygulamaya çalışan İsrail’in Suriye konusunda ise giderek aktif hale geldiği görülüyor. Suriye İsrail’in sınır komşusu ve Lübnan’la iç içe bir yapısı var. Bu durum İsrail’in kuzey hattını oldukça güvensiz hale getiriyor. Nitekim Suriye’ye yönelik hava saldırısının ardında da güvenlik endişesi yatıyor. İsrail’in bu saldırıda kimi vurduğu halen bir muamma. Suriye yönetimine göre vurulan yer, bir askeri araştırma merkezi. İsrail ise Suriye’den Lübnan’a askeri mühimmat taşıyan bir konvoyu hedef aldığını söylüyor. Onlara göre konvoyda Hizbullah’a silah taşıyan birlikler var. Yani esas dert Suriye’deki iç savaşa müdahale değil, bu savaşın Hizbullah’ı aktive edecek şekilde Lübnan’a sıçraması.

Suriye’deki iç savaşın durumu İsrail açısından hayati öneme sahip. Sadece ateşin çevreye sıçraması ve İsrail’i yakması açısından değil. Orada şekillenecek olan yapı Ortadoğu’nun bundan sonraki genel karakteristiğinin ilk örneği olabilir. İsrail açısından iyi senaryo Batı’ya dönük, mezheplerüstü bir liberalin liderliğinde Suriye’nin bütünlüğünü koruması. Bu Türkiye’nin de tercihi olabilecek bir durum ama gerçekçi mi tartışılır.

İç savaşın sonunda Esad’ın yerine İslami rengi baskın bir yönetim kurulması daha mümkün görünüyor. İsrail açısından İran’a yakın bir yönetim yerine Suudi Arabistan, Katar çizgisinde bir yapının varlığı tercih sebebi. Zira aralarındaki gizli beraberlik, İran’a karşı olma çizgisinde açıkça görünür hale geliyor. Burada İsrail’i korkutan faktör ise El Kaide tipi yapıların beslenebilecek ve yuvalanacak bir sığınak bulması. Hamas, El Kaide bağlantısı ise tam bir karabasana dönüşebilir.

Suriye’de Rus etkisinde kurulacak Esad benzeri diktatoryal bir düzen ise İsrail açısından kabul edilebilir senaryo. Suriye’nin İran etkisinden sıyrılması, buna karşın dini akımların ülkeye giriş şansının bitirilebilmesi adına 3. alternatifin güçlü bir olasılık olarak sivrilmeye başladığını söyleyebiliriz.