İsrail’in özrü meselesi

Tarihte BM Genel Kurulu tarafından hakkında en fazla kınama kararı verilen, politik problemler nedeniyle sık sık komşularıyla sorun yaşayan bir ülkenin “özür dileme”geleneğine geçiş yapması, bölgedeki etkileri bakımından da dikkate değer. 2011 yılında Mısırlı 5 polisin İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürülmesinin ardından ilk özürünü dileyen Netanyahu hükümetinin, Türkiye ile gelişen hata-özür ilişkisinin boyutlarını kısaca inceleyelim.

1- İsrail, Mavi Marmara saldırısında kesin ve net olarak haksızdı. Türkiye’deki ve ABD’deki bazı çevrelerin dışında tüm dünyada da aynı kanaat vardı. Her türlü politik mülahazanın dışında zaten hakkaniyet çerçevesinde özür dilenmesi gerekiyordu. Olması gereken oldu.

2- İsrail’in müttefik olarak tanımladığı Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında ciddi bir fark var. Eski Türkiye’deki egemen ilişkiler İsrail’in etkin bir güç olarak devlet mekanizmasına nüfuz edebildiği, medyadaki etkinliğini sürdürebildiği, toplumda korku salabildiği bir düzeni yansıtıyordu. Bugün gelinen noktada yeni Türkiye ile yeni bir ilişki tesis edilmesi gerekiyor. Güç ve iktidar profili değiştiği gibi, toplumsal ruh hali de oldukça farklılaşmış durumda. Özgüven ve bölgedeki liderlik iddiası yükseldikçe, İsrail’e bakış açısı olumsuz dönüyor. Filistin meselesi ise eskiden sol kültürün sahiplendiği bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir duruşa dönüşüyor.  Netanyahu hükümetinden gelen özür, kanımca “eski Türkiye’yi geri getirmeye çalışmaktan bıkan İsrail’in yeni Türkiye ile bir ilk sayfa açmaya karar verdiğinin göstergesi”.

3- İsrail’in bölge politikası çatışmacı bir evrende, Mısır ve Türkiye ile olan düzenli ve olumlu ilişkilerinin üzerine inşa edilmiş. Bölgenin iki güçlü ülkesiyle, kuzey ve güney hattından kendisini güvende hissettiği ölçüde Ortadoğu’nun küçük ülkeleriyle olan sorunlarını kolayca halledebiliyor. Son dönemde hem Mısır hem de Türkiye ilişkilerinin bozulması onlar açısından büyük bir risk. Mısır 1979 Camp David’den itibaren “antant” halinde olunan, Türkiye ise 1948’den bu yana müttefik olarak kabul edilen ülkeler. Bu iki ülke ile çatışmak, satrançta iki önemli taşı kendi elleriyle devirmek anlamını taşıyor. Bu nedenle özür, stratejik bir hatadan geri dönüş niteliğinde. 

4- İsrail’in güvenlik endişeleri bölgedeki savaş potansiyeli nedeniyle zirve yapmış durumda. Suriye’de muhaliflerin de, rejimin de kendileri için tehdit yarattığını düşünüyorlar. Özellikle kimyasal silah edinilmesi ve kullanılması konusundaki son dedikodular Netanyahu hükümetinde ciddi bir endişe yaratmış görünüyor. Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak Suriye muhalefetini kısmi de olsa kontrol edebilmek anlamını taşıyor. El Fetih, Hizbullah, Hamas derken, El Kaide networkü ile muhatap olma tehlikesi İsrail için büyük tehlike.Türkiye’nin yardımına ve ittifakına ihtiyaçları var.

5- Türkiye’nin İsrail ile özür görüşmelerinin epeyce bir zamandır sürdüğü ve nihai aşamaya gelindiği biliniyor. Zaferi Obama’ya armağan etmek ise, İsrail ile ABD ilişkileri açısından bir barış çubuğu niteliğinde. Obama-Erdoğan ilişkisi ise tarihteki en üst düzeyinde. ABD’nin üçüncü taraf olarak varlığı NATO-İsrail ilişkileri ve Türkiye’nin vetosu bakımından (kısmen yumuşatılmasına rağmen sürüyor) önemli. Türkiye, İsrail’in NATO şemsiyesinde olmasını bölgedeki dengeler bakımından arzu da edebilir, ama yine de bunu müzakere ederken NATO içi dengeleri şekillendirecek bir etkinlik alanı da kurmaya çalışıyor. Kısaca özür meselesi bir kazan-kazan durumu.