İran’ın asla güvenilemeyecek bir ülke olduğunu ve bunun Batı açısından ciddi bir mağlubiyet olduğunu düşünen bazı çatlak seslere rağmen dünya kamuoyunda bu konuda genel olarak iyimser bir hava hakim.

İran uranyum zenginleştirme programından bazı tavizler verecek, dünyanın geri kalanı da bir süredir İran’a yönelik uygulanan yaptırımları askıya alacak. Bu henüz İran’ın sisteme tam entegrasyonu anlamına gelmiyor ancak yaptırımlar nedeniyle zor günler geçiren İran ekonomisini rahatlatacak ve taze lider Ruhani’ye ülke içerisinde prestij kazandıracak bir açılım. Seçimleri kazanır kazanmaz Obama ile mektuplaşma süreciyle başlattığı ve telefon görüşmeleri ile devam ettirdiği ABD ile 1979’dan bu yana kesilmiş olan ilişkileri geliştirmek suretiyle vardığı nokta, Ruhani için çok önemli. Halkına seslenirken İran’ı dünyanın 6 önemli ülkesi ile aynı terazideki bir ağırlık merkezi olduğunun teyid edildiğini, İran’ın nükleer haklarının dünya kamuoyu tarafından kabul edildiğini ifade ediyor. Ruhani gelir gelmez uygulamaya soktuğu yumuşama politikasıyla İsrail ile ABD yönetiminin arasını açmış olmasının yanı sıra , Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkelerini de taca çıkarmayı başarmış durumdaKısaca Cenevre’nin ilk kazananı o.

Madalyonun diğer tarafında ise Obama var. İran ile varılan nükleer uzlaşma Nixon’ın Çin açılımından bu yana ABD’nin en önemli diplomatik başarılarından biri olarak kabul ediliyor. Obama, ABD içerisindeki şiddetli muhalefete rağmen İran konusunda sert bir askerî müdahale yerine diplomatik araçların kullanımından yana durmanın ve sabırla bu noktaya gelmenin tadını çıkarıyor. Bu keyif ne kadar sürer bilemem, zira İranofobi’nin ABD ve Batı kamuoylarındaki etkisinin silinmesi o kadar da kolay değil. Bu anlaşmadan hiç hoşlanmayan Neo-Con çevrelerdeki tedirginliğin devam edeceği ve İsrail’in baskılarının artacağı hesaba katılırsa Kongre ile başkan arasındaki sürtüşmenin çeşitli vesilelerle tırmanması sürpriz olmayacak gibi.

Resmin kalanında ise muhalifler duruyor. Netanyahu anlaşmanın dünyayı eskisinden daha tehlikeli bir yer haline getirdiğini ve 2005’te Kuzey Kore ile yapılan anlaşma gibi bunun da çok yanlış bir tercih olduğunu düşünüyor. İsrail yönetimi İran’ın asla güvenilemez bir ülke olduğuna, Hizbullah’ın eline nükleer silahlar verebileceğine ve bölgedeki dengeleri İsrail’in aleyhine değiştirebileceğine inanıyorlar. Zaten pek hoşlanmadıkları Obama’ya ne kadar kızgın olduklarını tahmin etmek güç değil. Zira onlar için İran, İsrail devletinin yok edilmesi gerektiğini resmî olarak açıklamış olan bir can düşmanı. ABD ise bu aralar onları sisteme yeniden entegre eden bir yönetime sahip. Nitekim tarihteki en sert ABD-İsrail ilişkileri dönemine girildiği söylenebilir.

S. Arabistan liderliğindeki Körfez ülkeleri de en az İsrail kadar endişeli. Bölgedeki en güçlü rakipleri, Batı ile yeniden el ele tutuşma fırsatı yakalamış bulunuyor. Üstelik yaptırımların kalkmasıyla İran’ın piyasaya arz edebileceği petrolün dünya fiyatlarında aşağıya doğru eğilim oluşturması ve ceplerini vurması da söz konusu. İran’dan en çok nefret eden ülkeler sıralaması yapılsa, Körfez ülkelerinin İsrail’in gerisinde kalmayacağı söylenebilir. Bu nedenle çok kızgınlar.

İran ile gelinen nokta, atılan bir ilk adım; ama birçok aktörün ayağına basmış durumda. Sürdürülebilir olup olmadığını göreceğiz. Zira bölgedeki bütün paradigmanın değişmesi söz konusu olabilir. İran öcüsü devreden çıkarsa dünyanın yeni öcüsü kim olacak, siz tahmin edin.