Deniz Ülke Arıboğan

İngiltere AB’den vazgeçti mi?

İngiltere Başbakanı David Cameron’un, Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada ‘2015 yılında İngiltere’yi AB konusunda referanduma götürmeyi planladığını söylemesi AB ülkelerinde soğuk duş etkisi yaratmış durumda. Her ne kadar Cameron ‘Avrupa’ya sırtımızı dönmüyor, aksine Birliği daha rekabetçi, açık ve esnek hale getirmeyi umut ediyoruz’ sözleriyle hükümetinin yeni pozisyonunu açıklamaya çalışsa da, batan gemiyi terk etmeye hazırlanan farelerin olma ihtimali Birlik üzerinde travmatik bir etki yaratmış görünüyor. Esasen İngiltere, yani namı diğer Britanya’nın AB ile ilişkileri hiç bir zaman kıta Avrupası ülkeleri kadar net ve derin olarak şekillenmemişti. 1973’e kadar Fransızlar’ın vetosu nedeniyle Avrupa entegrasyonunun dışında kalan ülke, o tarihten sonra da üye ülkeler arasında giderek derinleşen ilişkiler sistemine fazlaca eklemlenmedi. Bu Fransalmanya olarak anılan merkez blokun da tercih ettiği bir durumdu. Özellikle dış politika ve para politikaları konusunda özerk bir tutum sergilemesi hem Birliğin küçük ülkeleri üzerindeki İngiliz etkisini azaltarak merkezin gücünü artırmış, hem de İngiltere’yi bazı gündelik çıkar çatışmalarından korumuştu. Bugün gelinen noktanın zaten geminin güvertesinde seyretmekte olan bir ülkenin, açık denizlere yeniden dönebilme arzusu mu, yoksa kaptan köşküne çıkma talebi mi olduğunu anlamak gerekiyor. Zira düşünülenin aksine Cameron’un metninde AB’den ayrılma hedefinden çok, Birlik ile daha eşitlikçi bir ilişki kurma arzusu daha belirgin görünüyor.

Cameron’un şu sözleri dikkate değer: ‘Bizim için AB amaçlarımıza ulaşmak için bir araçtır, ki bunlar hem AB içerisinde hem de sınırlarının ötesinde refah, istikrar, özgürlük ve demokrasi çıpasıdır; üyelik kendi başına bir amaç değildir. Israrla şunu sorarız: Nasıl? Neden? ve nereye kadar? Fakat bütün bunlar bizi bir şekilde Avrupalı değil (un-European) kategorisine sokmaz. Zira gerçekte bizimkisi sadece bir adanın değil, aynı zamanda bir kıtanın da hikayesidir’. CAMERON’UN ENDİŞESİ Cameron’a göre dünyanın kalanıyla kurulan ilişkilerde İngiltere her zaman bir Avrupa gücü olarak anılmıştır. Sezar’ın lejyonlarından, Napolyon savaşlarına, reformasyondan, aydınlanmaya ve sanayi devriminden Nazilerin yenilmesine kadar İngilizler hep Avrupa tarihine katkıda bulunmuştur. Öyleyse şimdi ne olmuştur da, AB tarihinde ilk defa halen üye olan bir ülkenin üyeliğe devam etmeyi isteyip istemediği bir referandum konusuna dönmektedir? İngiltere’yi rahatsız eden gelişme nedir? Cameron ne yapmak istemektedir? Cameron’un konuşma metninde 3 temel tehlikeden bahsettiği görülüyor. İlki Euro bölgesindeki finansal tehlikeler ve mali istikrarsızlık. Cameron, İngiltere’nin Euro sisteminde olmamasına rağmen kıta Avrupası’ndaki gelişmelerin yan etkilerinin hissedildiğinden söz ediyor. Cameron, AB’nin iyi bir yönetişim ve mali yapılanma politikasına ihtiyacı olduğunu söyleyerek para sisteminin dışındaki ülkelere de güvence sağlanmasını istiyor.

İkinci olarak AB’nin dünya üretimindeki payının giderek düştüğünü ve bu sürecin devam edeceğini ifade ediyor. Rekabetçiliği öldürecek olan böyle bir gelişmenin yaşam tarzlarını etkileyeceğini ve istihdam politikalarını da değerlendirerek daha çok çalışmaları gerektiğini belirtiyor. Son olarak da AB’nin Avrupa vatandaşları adına değil, onlara rağmen ve onlardan kopuk bir biçimde yönetildiği, oluşan tepkinin sokaklara taşabileceğini vurguluyor. AB’nin son dönemlerde iyi günler geçirmediği açık. İngiltere’nin bu ortamdan uzaklaşmak mı istediği, yoksa bu fırsattan istifade yeni bir kıtaya açılma politikası mı inşa ettiğini göreceğiz.