Hayal Ülkesine Seyahat

Onların sevdikleriyle kucaklaşmalarını izlerken, bir yandan da çocuklarına bir daha asla kavuşamayacak olan on binlerce ailenin o an ne hissedebileceklerini düşündüm. Bu ülke, evladının sadece kemiklerini bulmaya bile razı olmuş, ömrünü buna adamış ne anneler gördü. Ne çok anne bayramları sadece bir mezar taşına sarılarak kutladı. Ne çocuklar babasız, ne sevgililer ersiz, yuvasız kaldılar. Kaç yıl sürdü doğudan batıdan gençlerimizi toprağa verişimiz, saymayı bile unuttuk mu ne?

Birileri ise hâlâ “daha nice nice senelere” modundalar. Bazılarımızın içini sızlatan tablonun birilerinin gurur vesilesi olarak bayraklaştırılması normal mi? Şurası kesin, birileri ölebilmenin ve öldürebilmenin onuruyla yaşıyorlar. Bu duruşun Kürt’ünde de Türk’ünde de aynı ruh hali var.Öylesine kanıksanmış ki bu kanlı ortam, başka bir hayat olabileceğini hayal bile edemiyorlar. Edenlere de hain damgasını vurmaktan kaçınmıyorlar. Varsın öyle düşünsünler. Kucaklaşmayı ümit etmek, yaralarımıza merhem sürmeye çalışmak, kardeş kanıyla kirlenen ruhlarımızı temize çekmeye çalışmak hainlikse öyle olsun.

Yanlış anlamayın ya her şey yalanlardan ibaretse, ya bu barışma süreci daha da büyük travmalara yol açarsa tedirginliğim sürüyor. Daha önce ne başlangıçlar yaptık da elimiz yüreğimizde asılı kaldı.  Ama hâlâ her başlangıçta umutlanmaktan da kendimi alamıyorum. Rehineler döndü diye seviniyorum, silahlar bırakılacak diye ümitleniyorum, ülkemin dağına ovasına bahar gelecek diye coşuyorum. Zira ben hâlâ büyük bir barış ülkesi hayal ediyorum. Kaybettiğimiz yılların bize neye mal olduğunu algılayan, hatalarını sorgulayan, dersler çıkarak çocuklarımızın, torunlarımızın daha mutlu yaşamaları için planlar kuran devlet adamları düşlüyorum. Ürettiğimiz değerleri paylaşmak adına Büyük Türkiye fikirine eklemlenmeye çalışan başka halklar, ülkeler olacak diye umuyorum.

Oysa makbul olan geleceğe yönelik güzel hayaller kurmak değil benim ülkemde.Üzerinde düğün bayram yapamadığımız, kanla sulamaktan bıkmadığımız, birbirimizle kucaklaşamadığımız bir toprak parçasını hâlâ vatan diye sevmeye hakkımız olduğunu düşünenlerin sesi daha gür çıkıyor. Siyasi liderler en öfkeli surat ifadelerini yüzlerine yerleştirip gürlemekten bıkmıyorlar. Sporda, magazinde, sanatta, siyasette herkes öfke kusuyor. En nefret dolu olan en fazla rating yapıyor. Ne çok sevmişiz biz bu nefret hallerini…

Bir de benim gibi düşperestler var oraya buraya serpili. Serbest kalır kalmaz daha önce hiç görmediği yavrusuna sarılan babaya bakıp, “işte biz de böyle kucaklaşacağız sevgili ülkemizle” diye düşünen bir avuç sersemiz. Rehin tutulduğumuz bu zihin hapishanesinden çıkar çıkmaz tüm kötülükleri, pislikleri üzerimizden çıkarıp atacağımızı düşünüyoruz.Çıktığımızda öyle bir sevgiyle dolu olacağız ki, gardiyanlarımızla bile kucaklaşacağız diye hayal ediyoruz.

Dedim ya bizim ülkemiz bir hayal ülkesi. Bunca kan meraklısının arasından nasıl gideceğiz oraya bilemiyoruz ama özlemle bekliyoruz. Tıpkı rehin tutulan evlatlarımız gibi. Bir gün biri gelip kapılarımızı açacak, gün ışığı yüzümüze vuracak ve görün bakın neler olacak.