Gezi Parkı Testi

Hükümet bir yandan içeride, bir yandan dışarıda bir imaj mücadelesine girmek durumunda kalırken, emniyet teşkilatı da ilk kez bu kadar uzun saatler boyunca kesintisiz bir çatışma ortamında bulundu.Orantısız şiddet uygulandığı doğrudur ama bu kadar büyük bir kitleye karşı orantılı şiddetin tarifi de bir muammadır. Böyle durumlarda sorun ya hiç şiddetsiz çözülür ya da orantısız şiddet kaçınılmazdır.

İkinci olarak siyasi figürlerimizin bu tür olaylardaki tutum ve davranışlarının nasıl şekillendiğini izleyebildik. Başlangıcından itibaren iktidar partisi içerisinde sorumlu pozisyonları da olan bir kesim, Erdoğan’ı kızdırmak pahasına yatıştırıcı tutum takınmaktan çekinmediler. Başbakan’ın sertliğini canla başla yumuşatmaya çalıştılar. Bu bir parti içi bölünme değil, parti içi demokrasidir onu da vurgulayalım. Böyle devam etmesini diliyoruz.

Tutum bakımından muhalefet partileri de farklılaştı. Süreyya Sırrı Önder’in “ambulansın arkasına takılan taksi” benzetmesi o kadar etkili oldu ki, hiçbir parti kurumsal olarak işin içine girip de püskürtülme riskini göze alamadı. Lakin bazı vekiller sandık yerine sokaklardan iktidar arayışında olduklarını açıkça sergilemekten kaçınmadılar. Liderler daha makul davranmaya ve nispeten pasif kalmaya gayret ederken, kimi partililerin darbe coşk usu gerçekten görülmeye değerdi. Nitekim bazıları hâlâ da devam ediyor.

POZİSYON ALINDI 

Kriz toplumsal duyarlılıklarımızın da testi oldu. Bazıları desteklediği partinin lideri ne derse onun yanında durmayı tercih ederken, bazıları da olayın içeriğine bakarak pozisyon aldı. Olay Gezi Parkı’nda sınırlarında ve konu da çevre boyutu çerçevesinde gelişirken sivil direniş olarak algılandı ve daha geniş bir destek gördü. Ancak hava, molotoflu, taşlı sopalı, barikatlı hale geldiği andan itibaren ortam politikleşti ve siyasal bir pozisyonlanma eğilimi yarattı. Başörtülü kadınlara yönelik saldırılar ise, halkı galeyana getirmek için özellikle yapılan utanç verici provokasyonlardı. Her kesim tarafından lanetlendi. 

Siyasallaşmanın doğal sonucu, gösterilere şiddet yanlısı militanların karışması ve masumiyetin kaybolmasıydı. Komplo teorileri, dış düşmanlar ve uluslararası istihbarat servislerinin müdahalesi gibi iddialar konunun küresel bir boyuta taşınmasına neden oldu. Türkiye gibi bir ülkede birkaç bin kişinin bir araya geldiği her olaya provokatörlerin girmesinin kaçınılmaz olduğunu, idarenin ana görevinin bunu engellemek olduğunu da belirtelim.

Finans lobileri, ülkemize giren terör timleri ve işbirlikçiler gibi konular ise Gezi Parkı’ndaki gençlerin şaşkınlıkla dinlediği meselelerdi. 3 ağaçtan kaç lobi çıkar denklemini bir türlü kuramadılar doğal olarak. Lakin eylemlerinin şu noktadan sonra bazı örgütlerin oyuncağı haline gelmekte olduğunu da görmeleri gerekirdi. Politize olmanın böyle bir sorumluluğu da var ve umarım kazasız belasız bunu öğrenme fırsatları olacaktır.

Türkiye demokrasisinde STK’ların gücü de bu vesileyle test edildi. Birçok kuruluş samimi ve etkin bir biçimde eylemi güzelleştirmeye, provokatörlere karşı güvenliğe almaya çalıştılar. Var güçleriyle eylemcilere ve bir yandan da yaralanan polislere yardım ettiler. Bazıları ise durumdan vaziyet çıkartmaya çalışarak kendi imajlarını parlatma gayretine düştüler kuşkusuz. Onlara da ambulans-taksi benzetmesi uygundur kanısındayım.