Esad’ı ziyaret etmek!

Hayatını kaybeden insan sayısının 100 bini aştığı ve üstelik de aynı ülkenin sınırları dahilinde gerçekleşen böylesi savaşın kazananı olmayacağı aşikar. İktidarın kimin eline geçeceğinin de fazla bir anlamı kalmadı. Toplumsal travmaları aşmak savaş sonrasında da çok güç olacak, bu çok açık.

Bu arada Türk kamuoyu da Suriye’de devam eden çatışmaya dair eski ilgisini kaybetti. Bunda kısmen İmralı sürecinin gündemi işgal etmesi, kısmen iktidarın bu yıpratıcı savaşta fazla müdahil olunması dolayısıyla destek kaybetmesi ve kısmen de şiddetin kanıksanması gerekçe olarak ileri sürülebilir. Suriye’de iyi ile kötünün birbirinden ayrılamaz bir hale gelmiş olması dışarıdan konuya dahil olan diğer aktörleri de püskürtmüş durumda. Herkesin derdi başından aşkın ve göründüğü kadarıyla kimsenin herhangi bir taraftanmış gibi görünmeye niyeti yok. 

CHP’li vekillerin ziyareti bu bağlamda dünya trendlerinin dışında bir durum. Ziyaretin farklı boyutlarıyla değerlendirilmesi mümkün ama CHP’nin dış politika stratejilerinin yapımında etkili olan bazı isimlerin bu ziyaretten haberdar olmadıklarına dair bilgiler oldukça ilginç. Böyle bir sembolik ziyaretin gerçekleştirilmesinden önce uzun ve derin tartışılması, sonuçlarının ve yan etkilerinin iyi hesap edilmesi beklenir. Ben de bu vesile ile bir iki noktaya değinmek isterim.

1- Ziyaret edilen politik şahsiyetin son 2 senelik insan hakları karnesi kırıklarla dolu. Kendi ülkesinde onbinlerce insanın ölümüne neden olmaktan ya da ölümlerine engel olmamaktan sorumlu bir şahıs kendisi. Süreç bittiğinde uluslararası mahkemelerde yargılanması ve mahkum olması son derece olası. Karşılıklı katliamlara, onbinlerce insanın birbirini öldürdüğüne daha önce de şahit olunmuştur ama arkasından gelen yargılama süreçleri de er veya geç hayata geçirilmiştir. Muhalefetin içinde örgütlü ve rejime yakın sivillere yönelik saldırıları düzenleyenler de, Esad ve adamları da bu kanın hesabını verecektir.Suriye’de El Kaide uzantılarının kanlı saldırılarını planlayanlarla Esad’ın arasında insanlık sorunu adına fark yoktur. CHP’li vekiller gitmişken onları da ziyaret etselerdi hakkını vermiş olurlardı.

2- Tarihte kendi şehirlerine Scud füzeleriyle saldıran başka bir rejim daha olmuş mudur bilemiyorum. Kendi ülkesini elleriyle yıkıp, yakacak kadar aklını yitirmiş böyle bir liderlik ancak lanetlenebilir. Savaşın müsebbibinin kim veya kimler olduğunun da bu noktada hiç bir önemi yoktur. Sırf iktidarı ya da canını korumak uğruna koca bir ülkeyi yangın yerine çevirmek hiç bir kutsal davayla meşrulaştırılamaz. Esad siyaseten meşruiyetini yitirmiştir demek politik bir seçimdir ama insani bakımdan meşruiyetini yitirmiştir demek hakkaniyetli tavırdır.

3- Teröristler ontolojileri gereği sivil hedef gözetmezler, yasadışı ve her türlü orantısız şiddeti kullanmaya meyyaldirler. Lakin devletler silahlı gücü ancak kurallı ve sınırlı olarak kullanabilirler. Terörist olarak tanımladıkları bazı muhalif güçlerle mücadele ediyor olmaları hiç bir devlete veya rejime ilgili ilgisiz kişilere kuralsız şiddet kullanma hakkını vermez. Kullanan devlete terörist devlet, o devletin başına da terörist başı denir. Esad’ın ne olduğuna CHP’li vekiller karar versin. Kanımca ileride çok ciddi pişmanlık duyacakları ciddi bir taktik hata yapmış bulunuyorlar.

Bu arada en çok Şafak Pavey’in bu heyette bulunmasına canım sıkıldı. O, Türkiye’nin vicdanını ve insani yüzünü temsil eden ve edecek pırıltılı bir kişilik. Bir daha onu böyle şeylere alet etmezlerse çok sevineceğim.