Diplomasi Sofrası

Lakin bir yandan da akut sorunlara çözüm bulma konusunda son derece aktif bir diplomatik aktivite sürüyor. Siyasi liderler tarihte hiç olmadığı kadar leyleği havada görmüş durumdalar. Uluslararası ziyaretler birbiri ardına geliyor. Tüm bu diplomatik trafiğin bazı özellikleri var. Kısaca değerlendirelim.

1- Devletlerarası ilişkiler farklı iletişim teknikleri sayesinde artık uzaktan yürütülebiliyor olsa da, yüz yüze görüşmeler diplomasinin hâlâ değişmez aracı. Liderler seyahat etmeye devam ediyor ve diplomasi trafiğinin en göz önündeki ve medyatik bölümü de bu ziyaretler esnasında sergileniyor. Liderlerin çoğunlukla eşleriyle birlikte yaptıkları bu seyahatler sırasında siyasi meselelerden ziyade kadınların kıyafetleri, kiloları, liderlerin dostlukları gibi konular ön plana çıkıyor. Diplomasinin göz önündeki bölümü ile perde arkasındaki teknik bölümü ayrı düzlemlerde gelişiyor.

2- Diplomasinin yüzyıllardır devam eden “müttefiklerinle dostça görüş, karşı tarafa gövde gösterisi yap” ilkesi önemli ölçüde aşınmış durumda. Herkes herkesle görüşebiliyor ve “bu benden- o benden değil” ayrımı rafa kalkmış durumda. Tüm ülkeler çok taraflı politikalar uygulamayı ve belirli bir kampın içerisine tıkılı kalmamayı önemsiyorlar. Türkiye’nin dış politikasına bakıldığında da görülebilen bir durum bu. Aynı anda hem AB, hem ABD ile, hem Rusya hem de Çin ile ayrı düzlemlerde iyi ilişkiler kurabilmek şimdilerde mümkün olabiliyor. Obama ile yapılan bir telefon görüşmesinin tamamlayıcı parçası çoğulukla Putin’le yapılan bir başka telefon görüşmesi oluyor; ya da tam tersi.

3- Çin’in diplomasi trafiğindeki etkinliği giderek artıyor. Daha önce ekonomi ve ticaret konularına kilitlenen gündemler, bir süredir enerji, jeopolitik, çatışma çözümü gibi meselelere yöneliyor. Şu sıralarda Çin hükümeti bir yandan Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ı diğer yandan da İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu ağırlıyor. Filistin meselesinde ağılığını koyması beklenen Çin’in, Suriye destek olması İsrail tarafının beklentisi. Netanyahu’nun Şam yakınlarındaki askeri tesisi vurduktan hemen sonra Çin’e uçması ise oldukça manidar. Zira Esad rejiminin destekçisi konumundaki bir ülkeye giderken ortamın gerilmesinden fazla rahatsız olmadığı da görülüyor. Nitekim taraflar arasında 5 ayrı anlaşma yapıldığını da belirtelim.

4- Diplomatik trafikte Avrupa’nın merkez konumunun giderek zayıfladığını söylemek mümkün. Avrupalı liderler artık daha ziyade ekonomik konular için uluslararası kurumlarla toplantılar yapmayı tercih ediyorlar. Siyasi sorunlara dair  etkinliklerini önemli ölçüde kaybetmiş durumdalar. Sarkozy’sini kaybeden Merkel’in dış politika vizyonu konusunda en önemli güç kaynağını yitirdiği görülüyor. Yüzyıllardır dünya diplomasisinin merkezi konumundaki Avrupa giderek içine kapanıyor.

5- ABD bir yandan askeri gücünü dünya sathında geri çekerken, diğer yandan sorunlu bölgelerdeki diplomasi trafiğini artırıyor. Kerry’nin iki ay içerisinde 3 kez Türkiye’ye gelmesi bu anlamda önemli bir gösterge. Partnerleriyle ilişkilerini sıkı tutma gayretindeler. Lakin bunca trafiğin içinde kimin hangi kavşaktan döneceğinin bir garantisi yok. Kurtlar sofrasında bu aralar az pasta, çok strateji var.