Davutoğlu ile görüşme

1-      Türk dış politikasının uygulama alanıyla, kamuoyuna yansıma alanı arasında ciddi kopukluk var. Bir yanda inanılmaz yoğun bir gündemle akıp giden bir diplomasi trafiği ve diğer yandan da medya ve kamuoyunda tartışıldığı şekliyle yaşanan aksaklıklar, itirazlar bulunuyor. Davutoğlu, Suriye meselesinde Türk dış politikasının aşama aşama nasıl geliştirildiğini anlatıyor ama, kimsenin bundan fazlaca bir haberi yok. Dışişleri bakanımız durumdan niye haberdar olunmadığına da şaşırıyor, zira gelişmenin herkesin gözleri önünde cereyan ettiğini düşünüyor. “Suriye meselesinde başından beri askeri önleme karşı olan ve diplomasiyi destekleyen bizdik” diyor, lakin kamuoyunda bambaşka bir hava var. Göründüğü kadarıyla mesele aynı şeylerin başkalarının baktığı açıdan farklı görünüyor olması, ki bu bakış açılarının da dikkate alınması çok önemli.  Ya da belki de hedeflerin, stratejilerin ve risklerin kamuoyuna yeterince anlatılmaması. Ortada tam bir şeffaflık ve izahat kültürü olmadığı zaman “gerçek” ile “üretilmiş gerçeklik” arasındaki seçim, kamu diplomasisinde en etkin çalışan tarafa geçiyor. Dışişleri teşkilatı o uçaktan bu uçağa, o ülkeden öbür ülkeye koşuştururken, iç kamuyounda ne yapıldığını anlatacak yeterli bir çabanın gösterilmemesi önemli bir zaaf. Kamuoyunun ikna edilmediği bir dış politika uygulaması, özellikle tarihin böylesi bir akış hızına ulaştığı dönemde, başarı şansını sıfırlayan bir faktör. Bu dönemde tamamen kazanmak ya da tamamen kaybetmek mümkün değil. Kayıplar ve kazançları birarada değerlendirme zorunluluğu var. Eğer iç kamuoyunu ihmal ederseniz ve onlardan gelecek desteği hafife alırsanız, kimsenin kazanç hanesiyle ilgilenmeyeceği çok açık.

2- Türkiye’nin Suriye konusunda giderek mezhepçi bir çizgiye evrildiği konusuna Davutoğlu oldukça tepkili. Bir Hıristiyan-Arap olan George Sabra’nın SUK’un başına geçmesini de bu çerçevede anlamlı buluyor. Lakin uluslararası şartlar Türkiye istemese de, onu belirli bir kampa yerleştiriyor. Hizbullah’ın ve dolayısıyla İran’ın aleni bir biçimde Suriye’de olduğunu açıklaması, muhalefeti destekleyen Türkiye’yi de karşı kampa yerleştiriyor. CHP’nin Esad’a olan mesafesini ayarlayamaması halinde, ülke içerisinde benzer bir kamplaşma riskinin doğması ise kaçınılamaz. CHP’nin Esad’ı ziyareti çok ciddi bir hataydı ve şimdi onlara eskort edenlerin Türkiye’ye yönelik bazı bombalama plan ve eylemlerinin içerisinde yer aldığı konuşuluyor. Bu konu CHP’yi yıpratabilir belki ama önümüzdeki dönemde diyalektik bir kamplaşmanın önüne geçilmesi adına acilen gündemden kaldırılması gerekiyor. Mezhep çatışması kapımıza dayandı. Başbakan Erdoğan’ın ve Kılıçdaroğlu’nun biraraya gelerek ortak bir tavır benimsemesi ve gündelik siyaset hesaplarını aşmaları hayati önem arzediyor. İçeride bu denli politik ayrışmanın olduğu bir ortamda, bir savaş çemberindeyiz ve henüz sorumlulukla donanmış bir duyarlılık göremiyoruz.

“Bilgi ve hikmet tanrıçası Minerva’nın baykuşu alacakaranlıkta başlar gece uçuşuna” der Hegel. Ey Baykuş! Neredeysen gel artık, ortalık zifiri karanlık…