Deniz Ülke Arıboğan

 Bir yılın ardından

Genellikle yılın son haftasında işletmeler kendi bakış açılarıyla 365 günün genel bir değerlendirmesini yaparlar. Ben de bu köşede sıklıkla dış politika yazıları yazdığım için bu konuda kısa bir özet yapayım istedim. Fazla detaya girmeden, genel hatlarıyla…

1-Türk dış politikasında ‘alan genişletme’ çalışmaları olanca hızıyla sürdü. Geleneksel dış politika çerçevemizin neredeyse tamamen Avrupa ve Batı’ya yönelik olarak yapılandırılan çizgisi, doğuya ve güneye olduğu kadar güneybatıya, yani Latin Amerika’ya kadar uzandı. Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun medya mensuplarına yönelik yıl sonu değerlendirmesinde yurtdışına yapılan 81 ziyaretin %56’sının Batı ülkelerine gerçekleştiği vurgulansa da Ortadoğu, Asya ve Latin Amerika ziyaretleri, dış politika gündemini fazlasıyla oluşturdu. Bizler de haritamızın merkezini Avrupa ve Atlantik’ten, Pasifik ve Hint Okyanusu’na doğru kaydırmak durumunda kaldık.

2-Dış politikamızda ‘temsilde çeşitlilik’ ilkesi net bir biçimde ortaya çıktı. ‘Dış politika Dışişleri’nin imalatıdır’ felsefesinden taşan bir yaklaşımla, herkesin bir ucundan tuttuğu bir dış politika harmanı ortaya çıktı. Dışişleri Bakanımızın yanı sıra, Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız, Başmüzakerecimiz ve birçok bakan ilgili konularda yoğun bir dış temas trafiğine girdiler. Kuşkusuz bunun iyi tarafları olduğu gibi, olumsuz yönleri de oldu ve zaman zaman çelişkiler, örtüşmeler, örtüşememeler de gündeme geldi.


3-
İttifaklarımızda bir perestroyka ve ‘müttefiklerimizle yeniden hizalanma’ dönemi başladı. Dış politikamızda özellikle İsrail-ABD çizgisinde bir kırılma yaşandığı ve hatta tarihi müttefiklerimizle en krizli dönemlerimizden geçildiği söylenebilir. Bu durumu bir hat kaymasından çok, çizgiyi daha dengeli bir biçimde yeniden çizmek biçiminde tarif etmek daha doğru. Zira krizlerin hemen ardından gelen rehabilitasyon dönemlerinde karşılıklı iyi mesajların verilmesi de söz konusu oldu. Henüz toparlanmayan ana konu olan Mavi Marmara sonrası ilişkiler ise, İsrail’in kendi içerisinde bir krize dönüşmüş durumda. ABD ile ilişkilerde de Ermeni Tasarısı konusu geçici süreyle rafa kaldırıldı, İran hassasiyeti kısmen geçiştirildi.

4-Türkiye dış politikada ‘çok taraflılığın yeniden popülerleştirilmesİ’ yönünde öncü rol üstlenme çabasına girişti. Çatışmaların çözümünde barışçıl yöntemlerin kullanılması ve diplomasinin öne çıkartılması konusunu ‘uluslararası örgütlerin aktif kullanılması yoluyla hayata geçirme’ felsefesi güçlendi. Nitekim Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne en yüksek oyla seçilirken arkasında oldukça büyük bir destek buldu. NATO toplantılarında gündem belirlemeye, alışageldiğimiz çizgiden çıkarak fikir üreten, öneriler sunan bir model sergilemeye çalıştı.

5-Dış politikada bir süredir sergilenen ‘komşularla sıfır sorun’ politikası belirli ölçülerde başarı sağlamasına karşın, bu konunun sadece Türkiye’nin inisiyatifiyle şekillenmeyeceği ve dünya aktörlerinin de ikna edilmesi gerekliliği ortaya çıktı. Nitekim Ermenistan’la yapılan protokollerin sekteye uğraması, Gazze meselesinde yeterli uluslararası (özellikle İslam ülkelerinden) desteğin sağlanamaması, İran politikasında (WikiLeaks belgelerinde de görüldüğü gibi) Müslüman safları yaratılamaması gibi aksamalar netleşti.

Not: Bu sene en güzel yılbaşı hediyesini yine Borusan Holding hazırlamış. Geçtiğimiz yıl Ertuğ ve Kocabıyık Yayınevi’nin çıkarttığı ‘Temples of knowledge’ başlıklı çalışmanın bir devamı olarak bu yıl da ‘Palaces of Music’ (Müzik Sarayları) başlıklı bir kitabı yeni yıl armağanı olarak tasarlamışlar. Yine olağanüstü güzellikteki fotoğraflarla titiz bir derleme yapılmış. Hazırlayanların eline, Sayın Asım Kocabıyık’ın aklına fikrine sağlık…