Barışma sürecinde kritik noktalar

Türkiye’nin en büyük sıkıntısı bu; harislik ve hasetliğin bir gelenek halini almış olması. Daha iyiye doğru gidiş için çabalamak değil, iyiye gideni bozmak üzerinden gelecek kurgulama alışkanlığı.
Bu ülke batarsa batsın, yeter ki bizim sevmediklerimiz zarar görsün felsefesinin herkesin kaybettiği bir oyundan başka ne sonucu olabilir ki? “Kaptana kızdık hadi gemiyi batıralımcılık” oynamaya devam edenlere kötü bir haberim var: “İşler iyi gidiyor”. Kazanmak isteyenlerin kötüyü değil, daha iyiyi hedeflemesi gerekiyor. Geriyi değil daha ileriyi göstermekle başlamanın, başarı şansını artıran bir faktör olacağını şimdiden söyleyelim.

İşlerin iyi gitmesi, yol üstünde kötüleşmeler, aksamalar, geri adımlar olmayacağı anlamına gelmiyor. Başlanmış bir sürecin ortalarında bir yerlerindeyiz. Şimdiden Habur, Silvan, Uludere, Paris gibi birçok sabotaj hayata geçirildi bile. Dahası da gelecek, hazırlıklı olmak ve toplumu hazır hale getirmek gerekiyor. Zira siyasi karar alıcılar ne kadar dirayetli olurlarsa olsunlar, toplumun direncinin kırılması, yolun sonu demek.

30 yıllık kanlı bir çatışmayı, on binlerce kayba rağmen iç savaşa dönüştürmeyen bir halkın varlığı Türkiye’nin en büyük güvencesi. Hiçbir toplumun böylesi bir dayanma gücüne sahip olabileceğini sanmıyorum. Üstelik bu halk, bu kirli savaşı destekleyen, savaştan maddi manevi beslenen bir devlet mekanizmasına ve işbirlikçilerine rağmen buna direndi.Şimdi de Türkiye halkının sağduyusundan daha güçlü hiçbir taşıyıcı direk bulunmuyor. Bu vesileyle bir iki küçük ayrıntıya dikkat çekmek isterim.

1- Böyle süreçlerde dev adımlar atmaya çalışmak başarısızlığı çağırır. Yol uzun bile olsa küçük adımlarla yürümeye devam etmek ve şartları zorlamamak gerekiyor. Başlangıçta atılan adımların daha büyükleri sürecin ilerleyen aşamalarında gündeme gelebilir. Toplumun psikolojisi de, sürecin sürati de ilk adımlardan sonra bu hızlanmayı teşvik edecektir.

2- Doğru işi doğru zamanlamayla yapmak gerekiyor. En başta ortaya konan pazarlık unsuru aslında en sonunda tartışılması gereken konu olabilir. Barışma süreçlerinde en önemli şey silahların susmasıdır, ancak ondan sonra karşılıklı konuşmak ve anlaşmak mümkündür. Birinci aşama tamamlanmıştır. Silahların tamamen bırakılması ise güven artırıcı önlemlerden sonra gelir.

3-  Semboller konusunda dikkatli olmak, kendi kamuoyuna mesaj veriyorum derken karşı tarafı tahrik etmemek gerekir. Bayraklar, bazı kelimeler, söylemler ve bazı kişiler sembolik değerler taşıyabilir. Mümkün olduğunca konunun özünün tartışılması provokatif sembollerin kullanılmaması önemlidir.

4-  Beklentilerin büyük tutulması, halkı sürece katmak için resmin olduğundan daha pembe boyanması orta vadeden itibaren zarar verir. Bitiş tarihleri vermek, zafer çığlıkları atmak kamuoyunda kısa sürede ters etkiye dönüşebilir. Bitirdik değil, başladık mesajını vermek daha doğrudur.

5- Böyle süreçleri götüren insanların, “vatan haini” olarak damgalanmaları sürpriz değildir. Sadece siyasi karar alıcılar değil, destek verenler de bu pakete dahil olurlar.Potansiyel “Akil insanlar” topluluğunu da bekleyen budur. Batı’da yaşanan müzakerelerde bile sıradanlaşan bu durumun, “toplumsal linç kültürümüz” göz önüne aldığında, bizde de gündeme geleceğini söyleyebiliriz. Barışmaya çalışanların Allah yardımcıları olsun.