Barış Süreci İlerlerken

Görüntüler, semboller üzerinden yürüyecek bir mesajlar ve medya savaşı dönemine giriyoruz. Barış konusu hala siyasetler üstü bir çerçevede ele alınamadığı ve gündelik siyasetin en kullanılabilir malzemesi olduğu için, istismara oldukça açık. Bu sürecin geri dönülmez biçimde sekteye uğramaması adına bazı hassas noktalar var. Kısa bir değerlendirme yapalım.

1- Yıllardır çatışma üzerinden kurgulanmış olan devletin güvenlik paradigmasının, “güvenlik ancak barışla sağlanır” felsefesine doğru geçiş yapması, ağır yüklü bir TIR kamyonunun yokuş aşağı giderken fren yapmasına benziyor. Ani bir fren ortada balata falan bırakmayacağından, aracın daha da büyük bir frensizlik içerisine girmesine yol açabilir. Dengeli ve ölçülü bir frenleme mekanizması kullanılması şart. Üstelik konu sadece TIR’ın durması değil; aracın bir de tersine doğru dönüp yokuş yukarı çıkması gerekiyor. Yokuşun aşağısı uçurum. Bu nedenle frene basılması şart, ama tersine dönüş de büyük bir güç ve kararlılık istiyor. Bu kamyonun hem durma, hem geri dönme, hem de yokuşu turmanma gücü var onu biliyoruz. Lakin yokuş aşağı hızla yol almanın şehvetine kapılmış, önündeki uçurumu görmeyen sürat meraklılarının da uyandırılması ve frene asılmalarının sağlanması gerekli.

2- Barışma süreci devam ederken gerek siyaset, gerekse örgüt kanadından kendi tabanlarını kontrol edebilmek maksadıyla ortamı sertleştiren açıklamalar geliyor, gelebilir. Bu söylemlerin üzerinden politika oluşturulması yerine, gerçekte neler olduğuna bakılması gerekir. Ne örgüt “ben teslim oldum ne isterseniz yaparım” diyebilir, ne de devlet “ben affettim ne isterseniz gelin yapalım” diyebilir. Toplumsal psikoloji, kitlelerin nabzının düşük tutulmasını gerektiriyor. Barış sürecinin her iki tarafın da kendisini iyi hissedeceği bir kazan kazan formülü üzerinden gelişmesi bir mecburiyet. Bu bakımdan medyanın yüksek perdeden söylemleri mümkün olduğunca düşük profilli geçmesi çok önemli.

3- PKK’nın sınırdışına çekilmesi ile birlikte, askeri güçlerin iç kırsalda ve şehre yakın bölgelerdeki görevleri de sona erecektir. Emniyetin askeri güçler değil, polisler tarafından sağlanması zaten olması gereken görüntüdür. Sivil hareketlere karşı askeri güç kullanılması isyan ve işgal görüntüsü vereceğinden, asayişi koruma görevini üstlenen emniyet teşkilatının kuvvetlendirilmesi ve askeri birliklerin ise ülke sınırlarını korumak hedefiyle yapılandırılması gerekir. Anlaşıldığı kadarıyla çekilme süreci boyunca tıpkı ateşkes dönemlerindeki gibi bir görmezlikten gelme veya görmek için çaba göstermeme durumu uygulanacaktır.

4- Barış sürecine giriş uluslararası dinamiklerle de şekillenmektedir. Bölgede artık PKK’yı destekleyecek bir ABD ordusu bulunmadığı gibi, krizle boğuşan Avrupa’dan gelen finansal destek de erimektedir. PKK’nın İran ve Suriye çizgisine kayması ise kurucularının hiç arzu etmeyeceği bir durumdur. Devletin ise Arap baharına benzer ayaklanmaların öncesinde bir önlem alması zorunludur. Bu bakımdan barış çift taraflı arzu edilen bir konudur ve esasen bir mecburiyettir. PKK meselesinin halli ve İsrail ile Türkiye’nin yeniden ilişkiye girmesi Ortadoğu coğrafyası ile ve dolayısıyla küresel dengeler ile ilgilidir.