ABD gezisinin ardından Suriye (2) 

Bir tarafta kendi şehirlerini füzelerle bombalayan, çoluk çocuk demeden katleden Esad rejiminin katil çeteleri, diğer yanda mücadelede her yolu mübah gören barbarlar ve öte tarafta ise savaşın yıkımından perişan hale gelen zavallı sivil insanlar.

Suriye’deki çift taraflı vahşetin görüntüleri ve siyaseten tutulacak bir tarafının kalmamış olması, çözüm konusunda umutları toprağa gömdüğü gibi, diğer aktörlerin içine bulaşmaktan endişe ettiği bir bataklık ortamı da üretiyor. Hayatını kaybeden 100 binlere yenilerinin ekleneceği giderek büyüyen uluslararası sessizlikten de anlaşılıyor. Katliamlar artık eskisi gibi tepki toplamıyor. Çocuk cesetleri, yakılan köyler, yıkılan şehirler ilgi çekmiyor.

OBAMA TEMKİNLİ

Obama yönetimi krizin başındaki cevvalliğinden uzak ve askeri müdahalelerden mümkün olduğunca uzak durmak yanlısı. ABD için hayati olarak kabul edilen alanlarda bir sorun çıkmadığı müddetçe sırf insani nedenlerle dış müdahaleye yeşil ışık yakmayacağı açıkça görülüyor. Ancak ABD’de bu konuda devlet aklının ikiye bölündüğünü de söylemeden geçmeyelim. Obama çok sert eleştiriler altında Suriye politikasını sürdürüyor. Kimyasal silah kullanımını kırmızı çizgi olarak ilan etmesinden bu yana kendisine sürekli olarak kimyasal silah kullanıldığını gösteren deliller ulaştırılıyor. Lakin o George W. Bush’un Irak’ta düştüğü meşruiyet krizine düşmemek için oldukça temkinli. Senato’dan çıkan son kararda muhaliflere silah yardımını artırma iznini alması, ABD’nin izleyeceği yolu da tarif ediyor;“İndirekt müdahale”.

İsrail’in stratejisi ise Türkiye ile akut sorunu halledildiğinden bu yana Suriye meselesinde daha aktif olmak yönünde. Suriye’nin diğer tüm komşularının yaşadığı endişeleri İsrail de taşıyor. Yanıbaşında ve Lübnan’da İran üzerinden gelişen Hizbullah tehdidinden hiç hoşlanmayan İsrail yönetiminin El Kaide’nin yeşerdiği bir toprak alanı oluşmasına da tahammülü yok. Çatışmanın uzaması ve yangının çevre ülkelere yayılma ihtimali  en az Türkiye kadar İsrail’i de ilgilendiriyor. Bu yüzden artık Suriye topraklarına direk müdahalelerde bulunmaktan kaçınmıyorlar. İsrail’in sürecin içinde olması ABD için oyun değiştirici bir faktör olabilir. Nitekim eğer ABD cenahından bir müdahale kararı gelirse, bu Türkiye’ye karşı girişilen bir saldırıdan dolayı değil ama İsrail’i korumak endişesiyle söz konusu olabilir.

‘BEN DEMİŞTİM’

Krize müdahale meselesinde küresel aktörlerin davranışlarının bir matematiği var. Krizin uzamasının yaratacağı komplikasyonlarla, krize hemen müdahalenin çıkaracağı fatura arasındaki denge müdahale lehine bozulduğunda, karar gecikmez. Aksi halde Suriye’de daha kaç kişinin öleceği kimseyi ilgilendirmeyecektir.

Suriye macerası anlaşıldığı kadarıyla şimdilik diplomasi treninin hızlanması yoluyla devam edecek. Herkesin ben zaten demiştim noktasına gelmesi ise Türkiye için bir kazanç. Bundan sonraki politika herkesin demiş olduğu şekilde yürüyecek gibi görünüyor.