ABD gezisinin ardından Suriye (1)

Vücut dillerinden, giysilerine; birbirlerine verdikleri hediyelerden, akşam yemeğinde hangi bakanın nerede oturduğuna kadar türlü çeşitli siyasal magazin konularının yanısıra ziyaretin bir de dünya politikasını ilgilendiren yönü var kuşkusuz. Onun da odak noktasında Suriye bulunuyor. Kimilerinin “Obama bize istediğimizi verdi” kimilerinin de “istediğimizi alamadık” başlığı altında değerlendirğini görüşme trafiği esasen Suriye mevzusuna dair olduğundan diplomasinin tekerleğinin de o direksiyon doğrultusunda döndüğü anlaşılıyor.

Başbakan Erdoğan’ın görüşmenin ertesinde Rusya’ya ve Körfez ülkelere tamamlayıcı ziyaretler yapacağını açıklaması bir mekik diplomasisine geçiş yapıldığını gösteriyor. Dışişleri bakanları arasındaki görüşmeler ise çoktan başlamış durumda. Yeni bir yol haritası çizildiği anlaşılıyor. Cenevre görüşmeleri öncesinde zeminin şekillendirilmesi işlevini ise Türkiye üstlenmiş görünüyor.

RUSYA İÇİN YÖNEMİ BÜYÜK

Dünyadaki sorunlar sadece dünya jandarmalığına soyunmuş bir ABD yönetiminin müdahalesiyle şekillendirilmeyecek kadar girift. Obama da bunu biliyor. Artık çok taraflılık esas ve içinde Rusya’nın bulunmadığı bir Suriye çözümü mümkün görünmüyor. Suriye meselesinde son noktayı Obama’nın değil, Putin’in koyması şaşırtıcı olmaz. Nitekim Türkiye’nin de bu meseleyi çözmek istiyorsa yöneleceği mecranın ABD değil, Rusya olması gerektiği anlaşılıyor. (Putin’in Başbakan Erdoğan’ın göreve geldiğinden bu yana en sık görüştüğü dünya lideri olduğunu da bu arada belirtelim.)

Rusya zaman zaman çelişkili beyanlarda bulunsa da sorunun başından beri aynı noktada duran bir ülke görünümünde. İçinde kendisinin bulunmadığı herhangi bir çözüme karşı.Suriye onlar açısından herhangi bir Ortadoğu ülkesi değil aynı zamanda Tartus deniz üslerini bulunduran askeri bir merkez. Esad’a yönelik yaklaşımı ise ona bayılmasından değil, alternatif oluşturulamamasından kaynaklanıyor. Uygun bir alternatif bulunduğu anda değişimi destekleyeceği aşikar.

ABD’nin stratejisi ise oldukça değişken. Esad’a yönelik başlangıçtan beri sürdürdükleri olumsuzlukları baki, ancak herhangi bir hızlandırıcı çözüm konusunda eskisinden çok daha isteksizler. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında El Kaide’nin çatışma sürecine girdiği andan itibaren oyunu baştan kurdular. İslami terör korkusunun ABD üzerinde travmatik bir etkisi var. Nitekim El Nusra’nın varlığını ve etkinliğini gördükleri andan itibaren “acaba Esad kalsa daha mı iyi olurdu” noktasına gelmiş durumdalar.

DEVAMI YARIN