… ” Üniversite süregiden hayatın mutlak itaati gerektirmeyen, değiştirilebilir bir süreç olduğunu anlatmalı ve değişimi sorgulamayı başarabilmelidir. Gerçek bir üniversite yaşamın tüm bilgisinin sorgulanabilir olduğunu göstermeli ve tüm baskılara karşı inatla ve inançla ayakta kalmayı başarabilmelidir.

Baskı, üniversiteler için sıradan bir durumdur. Siyasetin, dogmaların rejimlerin, yasaların, ideolojilerin baskısı üniversitelerin ilk ortaya çıktıkları dönemlerden bu yana vardır ve artık sıradanlaşmıştır. Yüzyıllar boyunca kilise, kendi bünyesinden doğan bir kurum olmasına rağmen üniversiteleri karşısında görmüş ve mücadele edilesi bir düşman olarak tanımlamıştır.

Üniversiter aklın simgesi Aristoteles’in öğretilerinin üniversitelerde okutulması, daha 1215 yılında bir papalık fermanı ile yasaklanmıştır. Aristoteles özgür aklın sembolü ve otorite için büyük düşman tasavvurudur.

Tarihin en büyük filozoflarından Immanuel Kant’ın görüşlerini ifade etmesi ise, 1794’te Prusya Kralı Friedrich Wilhelm tarafından bir emirname ile yasaklanmıştır. Kant gibi bir hocanın ders vermesinin yasaklandığı yıllar, filozofun dünya entelektüel hayatını salladığı yıllardır aynı zamnda.

Kant bir yandan emre itaat edeceğini bildirirken, diğer yandan şu cevabı yazmaktan kaçınmamıştır: “Bilimsel özgürlüğü kısıtlamak devlete ya da kitleye düşmez. Bilim ve üniversiteler kendi kendilerinin özgürlük garantörleridir. Üniversite, ancak üniversite tarafından test edilebilir; sınanabilir.” Yani bilim susmaz. Herkesin dünyanın dönmediğine inandığı bir dönemde dünyanın döndüğünü savunur ve bedelini öder. Tarih ise yalnızca bu bedeli ödeyenleri yazar. Ortaçağ biter, Prusya yıkılır ; Kant, Aristoteles, Galileo kalır…

Bu nedenledir ki, Üniversiteler toplumu ve dünyayı ilgilendiren her konuda fikir ve bilgi sahibi olmak ve bunu ifade etmek sorumluluğunu taşırlar. Üniversiteler siyasetin gereklerine uygun fikirleri üretmekle değil, hakikati aramakla yükümlüdürler. Durmaksızın hakikat arayışı bilimin gerçek serüvenidir. Bu arayış bitmez tükenmez ve sonu olmayan bir yolculuktur ve her akademisyen de bunu bilir.

Hiçbirimiz hükümetle, rejimle, siyasi bir partiyle, ideolojiyle ya da bir dini inançla bağlı olarak fikir üretmek zorunda değiliz. Tek sorumluluğumuz hakikat bildiğimizi ifade etmek ve ifade edenlerin özgürlüğüne sahip çıkmaktır.

Üniversite, bir konuda tartışmasız taraftır; o da akademik özgürlüklerin korunması. Bir üniversitede her türlü marjinal fikir bulunabilir. O fikirleri hiç sevmeyebiliriz; tamamıyla reddediyor da olabiliriz. Ancak bunların ifade edilmesini sağlayacak bir özgürlük ortamından yana duruş sergilemek en azından bir üniversite yöneticisinin vazifesi olmalıdır. Üniversite tüm baskılara karşı bir emniyet supabıdır. Düşünerek var olan insanlar için güvenli bir sığınak sağlamaksa başlıca vazifesidir.

Hükümetlerden, yönetimlerden, yasalardan beklentimiz sığınağın duvarına yapılan tüm saldırılara karşı bir koruma sağlamalarıdır. Aksi halde sırdanlaşır ve tarihin hezimetle sonuçlanan mücadelelerinin mağlupları arasına katılmaktan kurtulamazlar. Bilim kazanır. Bugün, yarın ya da 100 yıl sonra…. ” …

Prof.Dr.Deniz Ülke Arıboğan, 2007