Kanaltürk ekranlarında Candaş Tolga Işık‘ın sunduğu Bunu Konuşalım programına konuk olan Prof. Dr. Arıboğan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden IŞİD’in Ortadoğu’daki rolü ve geleceğine dair birçok konuda açıklamalarda bulundu.

İşte Deniz Ülke Arıboğan’ın konuşmasından satırbaşları…

Cumhurbaşkanlığı seçiminde normal şartlarda kişilerin aday olduğu seçimde kişilere göre oy verilir. Faka bu seçimde kişilerin aday olmasından ziyade bir de bagajları var, yani önerdikleri bir takım modeler var. Mesela Erdoğan’a oy verecek olanlar anayasal altyapısı tamamlanmamış bir yarı başkanlık sistemine oy verecek. Bu Meclis iradesi üstünde, başkanın danışmanlarıyla birlikte icra makamında daha etkin olduğu bir pozisyonda demek. Bahsedilen modelde anayasal düzenleme tam olmadığı için krizler olması çok olası. İyi şekilde işler veya verimli işletilmez başka bir konu. Tabi bu Tayyip Erdoğan’ın için geçerli bir durum… Herhangi bir başka aday Başbakan’ın söylediklerini söylese önce kendisi karşı çıkar. Onun için AK Parti Erdoğan’ın üzerine yapışık bir modelle geliyor. 

“BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE’DE DOĞRU İŞLEMEZ”
Buna karşın muhalefetin yapması gereken, Erdoğan’a karşı bir profil üretemiyorsa kendi modelinizin gücünü savunması. Bir yanda uzun yıllardır tanıdığımız, kafasındaki modeli bildiğimiz bir lider var. Diğer tarafta ise tanımadığımız profil ancak bildiğimiz bir model, parlementer sistem var. Özellikle de başarıyla uygulanmış bir sistemdir. Türkiye’de parlamenter sistemin zaaflı bir sistem olduğunu idda edebileceğiniz bir durum yoktur. Son 12 yıl da bunun en iyi kanıtıdır. Burada ne gibi bir aksama veya kusur oldu da Başkanlık modeli öneriliyor derseniz ben bir kusur bulamadım. Bu sistem zaten ABD dışında başka bir yerde doğru düzgün işlemez. Fakat son dönemde orada bir sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Başkanlık sisteminde fren-denge sistemi vardır. Şu an bizde Başbakan’ın siyasi gücünü dengeleyip, frenleyecek bir kurum yok. ABD’de istediğiniz kadar güçlü bir siyasi lider olun, hukuk kuralları ve gelenekler fren denge mekanizmasıgetiriyor. Şimdi burada ilk kez bu model uygulanacak ve bu modelin ne denge-fren politikası var ne de sınırları belli ne de iyi işleyip işlemeyeceği belli.

“İLK TURDA ERDOĞAN SEÇİLİR”
İlk turda Başbakan Erdoğan’ın yüzde 50’nin üzerinde bir oy ile seçileceğini düşünüyorum. CHP tabanının ise çatı aday konusunda mütabık olmadığı aşikar. Hatta CHP tabanından ziyade MHP’nin seçtiği bir lider gibi gözüküyor. Ama buna mükabil MHP’den oy kaçışı da oldukça yükse. Yüzde 15-20 gibi bir oyun Erdoğan’a yönelebileceği düşünülüyor. Sayın İhsanoğlu çok önemli bir dış politika figürü… Ama bir siyaset mecrasına çıktığı zaman rüzgarlar falan estirmedi. Fakat onu tanıyanlar nezaketinden, kişiliğinden etkilenenler oy verme eğiliminde değişimler oluyor. Bu seçim bizim için bir ilk… Seçim kampanyalarının nasıl yapılacağı bile yeni yeni belli oluyor. Bir tarafta devletin tüm gücünü alan bir aday var diğer tarafta da miting için para toplamaya çalışan bir aday var. Bu lansmanda bile göz önüne serildi. Çok ciddi sıkıntılar olduğunu göstern durumlar var.

“İHSANOĞLU’NUN NE YAPACAĞINI TAHMİN EDEMİYORUZ”
Tayyip Erdoğan’ı seveni çok seviyor sevmeyeni hiç sevmiyor… Ama öfkesiyle sevgisiyle şefkatiyle kızgınlığıyla orada kanlı canlı bir insan profili var ve biliyoruz onu. Bu tarafta da dingin, nezaket sahibi biri var. Ancak kızar mı, gülümser mi ne yapacağını pek tahmin edemiyoruz. Demirtaş mesela daha kanlı canlı bir lider adayı fakat onun da arkasında Kürt milliyetçiliği bagajı var. Belki başka bir düzlemden gelse daha ciddi bir rakip olabilirdi.

“HDP TÜRKİYE’NİN SOL MUHALEFETİNİ ÖRGÜTLEYEBİLİR”
Sosyal demokratların oylarının HDP’ye kaymasını Kürt meselesinin normalleşmeye gitmesi olarak algılıyorum. Bir süre sonra hayatımızdan ağır travmalar çıkınca HDP Türkiye’in partisi olarak belki de ülkedeki sol muhalefetin çizgisini örgütleyecek. Türkiye’nin gerçekten ihtiyacı olan söylemleri olan sahiplenen insanlar. Sadece Kürtlerin adına değil tüm Türkiye’nin bütüne adına demokrasi ve yenilik talep ederlerse iş daha başka bir boyuta gider. Olay sadece Kürt siyaseti üzerinden şekillendiği için karşı bir reaksiyon var.

“CUMHURBAŞKANLIK TEKLİFİ GELSE KABUL EDERDİM”
Candaş Tolga Işık’ın Cumhurbaşkanlık için çatı aday belirleme sürecinde isminin geçmesiyle ilgili sorduğu soruya, “Bana bir teklif gelmedi ancak gelseydi mecburen kabul edilirdi. Böyle bir şeyin reddedilebileceğini düşnmüyorum” diyen Arıboğan sözlerine şöyle devam etti: “Böyle bir görev geldiği zaman herkes kabul etmekle yüklmüdür, bunlar vazifedir. Ben mülkiye geleniğinden geldiğim için böyle yetiştim. Ama benim tipimdeki bir adayın kazanma şansı da olmazdı. İlk kez halk oylamasına gidilen bir sistemdesiniz. İkincisi siyasetin içinden gelen bir insanla siyaseti bilim havasında yapan insan arasında büyük bir fark vardır. Üçüncüsü ise artık insanların kolejli kız-kolejli erkek görüntüsünden birilerine ihtiyacı yok. Halktan birileri olması gerekiyor. Toplumun belli kesimi için okumuş, eğitimli, dil biliyor, görüntüsü çağdaş vs. çok hoş gibi görünüyor. Ancak bu seçilme kabiliyetini getirmiyor. Bir ideal aday var birde seçilecek aday var. Bana teklif geldiğinde kendilerini uyarırdım ‘bak ben seçilemem’ diye… Ama açıkçası böyle bir teklifin gündeme gelmesi bile gurur verici bir şey. 

“SİYASET ARENASINDA KADINLARIN ERKEKLERE KARŞI ŞANSI ÇOK AZ”
Türkiye’de malesef kadınların erkeklere karşı ciddi bir şansı yok. Bu sadece bizim sorunumuz değil. ABD’de kadın adyla girerseniz başka bir noktaya gider… Uzun süredir Hilary, Rice gibi kadınlar yönetimde. Ama Başkanlık yarışı dediğiniz zaman bir sürü erkekle bir araya geliyorlar ve erkekle öne geçiyor. Burada iktidar olgusunun maskülen bir içeriğe sahip olması çok önemli. Bir kadının iktidar odağı olark görülen bir mecrada insanları temsil etmesi hala insanlık adına çok kolay bir şey değil. Bu durum Avrupa’nın belli yerlerinde var… Hele ki böyle cevval coğrafyalarda ülkelerin tepesine devlet başkanı, lider olarak oturması pek olası değil. Ancak bu kadar erkek erkek dolu bir kabine beni çok rahatsız ediyor. Bugün bir ülkede kadınların savunma bakanı, ekonomi bakanı olması lazım.     

El Kaide’nin çıkışı da IŞİD gibi olmuştu… Bu tür örgütlerin böyle kendiliğinden ortaya çıktığı kanaatinde değilim. Bunlar planlı programlı olarak çıkartılır, yeşertilir, kullanılır. Ancak kullanılan yerler de örgütün hedefleri değil onu kullananın arzu ettiği doğrultusundadır. El Kaide diye bir şey çıkar, size Afganistan’a müdahale şansı verir. Ben hep Batı müdahalesi nereden gelecek dediğinizde El Kaide’nin hareket alanlarının nereler olduğuna bakarım. IŞİD diye bir örgüt çıktıysa kim müdahale edecek diye beklemek durumundayız.

IŞİD gibi bir örgüt bir anda Irak topraklarında lojistik destekler olmuş, askeri eğitim almışlar, paralanmışlar… Bunlar birkaç gün içinde koca bir ülkeyi işgal ediyorlar, petrol rafinelerini ele geçiriliyor.  Şimdiye kadar birilerinin askeri talim yaparken görmesi bile lazım. Burada yerel halkın desteği var… IŞİD ‘şemsiye’ bir örgüt. 10 12 tane altında askeri unsure ve örgütler var. Baktığınız zaman IŞİD’in yayılma alanındaki Sünni toplulukların zaten Saddam döneminde ülkeyi yöneten ülkenin bütün zenginliklerinden nemalanan ama şu anda kenara itilmiş, hakları ellerinden alınarak yok sayılmış bir topluluk var. Büyük bir sıkıntı var Maliki yönetimine karşı. Baktığınız zaman Sünniler’in inanılmaz sıkıntıları mevcut. Kargaşanın geldiği çok açık.

IŞİD’İN ORTADOĞU’DAKİ ROLÜ
IŞİD denilen örgüt de Suriye’de Esad’la savaşmaları gerekirken Suriye Ordusu’na saldırıyor, El-Nusra’ya saldırıyor… Baktığınızda El Kaide’nin uzantısı olan El Nusra’yla da çatışıyor. Onun için ilk zamanlada hep “Esad ve İran’ın uzantısı olan bir grup” dediler. IŞİD çıkınca El Nusra’yı sevmeye başladı dünya. Sonra bir anda ne olduğu anlaşılamayan bir hareketle Irak’a dönüldü. Ben en başta Kürt bölgesine doğru ilerleyeceklerini düşünürken Şii tarafına doğru döndüler. Şimdi Suriye’de Kürt bölgesiyle mücadele ediyorlar ama şimdi bu tarafta daha çok Şiiler’i baskılamaya çalışıyorlar. Dün de Maliki “Barzani IŞİD’I destekliyor” diye açıklama yapmış. Burada kimin eli kimin cebinde belli değil. O yüzden IŞİD dediğini bir marka, örgütlü bir yapı göremezsiniz. Burada Irak’ın üçe bölünmesini netleştiriyorlar. IŞİD kalmayacak orada… Göründüğü kadarıyla Irak, ya konfederal bir yapıya gidecek ya da bağımsızlık ilanları söz konusu olacak. Ama benim tahminimce yaşananlar Lübnan’a doğru da sıçrayacak.

Bu coğrafyada çok fay hattı var… Bunlardan biri etnik. Orada bir kırılma olsa deprem, “Persler, Türkler, Kürtler, Araplar” arasında çıkacak. Öbür fay hatı Sünni-Şii hattı… Burada bir hareketlenme olduğunda İran ve onun ekseni bir de Sünniler bir blok olarak gözüküyor. Bir de Sünni’nin kendi içinde kırılması var. Müslüman Kardeşler ve onun liderliğini yapan Türkiye, Mursi’ni liderliğindeki Mısır… Öbür tarafta da Körfez ülkeleri de İsrail ile ilişki içerisinde. Müslüman Kardeşler gibi yapılardan onlar da hoşlanmıyorlar. Amerika’nın derin devlet yapısı bunlardan hoşlanmıyor. Onun için Obama’yı da sevmiyorlar. İsrail’I ve Körfez’deki kadim ittifaklarını tehlikeye attığını düşünüyorlar. Böyle bir statükonun bozulmasına izin veremezler… Şimdi Sünni hat için büyük bir savaş veriliyor. 

AKİL İNSANLIK GÖREVİ  
Akil insanlık görevi çok önemliydi. Fakat bizim bölgemizde çok bilinmeyen şeyler çıkmadı. Bu konuda hem grup olarak hem kişisel raporumu yazdı. Bizim bölgemiz Marmara olduğu için Güneydoğu’ya göre talep ve endişeler farklıydı. Ben akil heyetin iki ay bu konunun tartışılması gibi bir görevi olduğunu düşünüyorum. O yüzden bu nokta çok önemliydi. Silahlar kesildi ve insanlar diyaloğa girmey başladı. Bu zamana kadar karşı tarafın ne dediğini bilmiyorduki kimse. İtiraf edeyim çok eziyetli bir dönemdi… Ama ben ülkeme borcum olarak görüyorum. Bunu bireysel çıkarlarım doğrultusunda “yapmam” diyemezdim.

“TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜ TOPRAKTAN İBARET DEĞİL”
Ben Kürt meselesinin siyasetler üstü bir yerden okunması gerektiğini düşünüyorum. Gündelik siyasetin matematiği içerisinde okunursa Türkiye’yi çok kötü bir gelecek bizi bekliyor demektir. Ben gerçekten Türkiye’nin bütün olması gerektiğine inanan biriyim ancak bu bütünlüğün toprak bütünlüğü olduğunu düşünmüyorum. Yani siz toprağı askerle bir bütün olarak tutun, her tarafa ordunuzu yerleştirin ama üzerin yaşayan insanlar birbirinden nefret etsin… Böyle bir vatanın bütünlüğünden söz edilemez. Bir bütünlük varsa insanıyla, toprağıyla duygusallığıyla gönül birlikteliğiyle bütünlük olmalıdır. Ben akil heyete girdim çünkü ülkemin bölündüğünü düşünüyordum. 

“CHP’Lİ BİR SÜRÜ İNSAN DEMİRTAŞ’A OY VERMEYİ DÜŞÜNÜYOR”
Bugün geldiğimiz noktada HDP Başkanı gelip Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmayı hayal ediyor. Ben ülkenin şu bölgesine talibim demiyor, ben Türkiye’nin bütününe talibim diyor. Bu mesajı doğru almak lazım. Şimdi CHP’li ve sol kökenli bir sürü insan Demirtaş’a oy vermeyi düşünüyor.