Deniz Ülke Arıboğan konuşmacıları arasında olduğu İhlas Koleji’nin 11 Mayıs 2013 tarihinde ev sahipliği yapacağı TEDxIhlasCollegeED isimli konferans öncesi, “Benim bir rüyam var” teması çerçevesinde gerçekleştirilen söyleşide eğitimle ilgili düşüncelerini paylaştı.

İşte o röportaj ;

Okul oluşumunun kökeni ve tarihî süreci hakkındaki fikirlerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

Eğitime bakış açım biraz tarihî olacak doğrusu. Çünkü tarihî süreçle okul süreci birbiriyle paralel ilerliyor. İçinde bulunduğumuz dijital çağın insanları çok farklı. Bizim gençliğimiz, bizim kuşağımız bilgiye ulaşamayan bir nesildi. Şimdi ise iPadleriyle, bilgisayarlarıyla, cep telefonlarıyla dünyanın her yerindeki bilgileri kolayca elde edebilecek bir genç kitleden bahsediyoruz. Doğal olarak teknoloji, öğrencilerin okul dışındaki kaynaklardan da bilgi edinmesini sağlayacak. Mesela; eskiden, dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlamak için yapılan deneyler yerini öğrencilerin NASA’nın sayfasına girip dünyanın uzaydan çekilen fotoğraflarını çıktı almasına bıraktı. Bu, büyük bir bilgi sıçraması. İnsanoğlunun binlerce yıldır biriktirdiği her bilginin ikiye katlandığı bir dönemi yaşıyoruz.
Aslında eğitimin ideolojik bir boyutu da var. Eğitim, devlete itaat eden vatandaşı yetiştirme sürecinde özellikle 20. yüzyılda çok önemli bir araçtır. Eskiden eğitimle kırbaç şaklatıldığında ateşten çemberin içinden atlayan sirk aslanı yetiştirilirken şimdi kırbaç şaklatılsa bile çemberden atlasam mı diye düşünen, tercih yapabilen aslanlar yetiştirme gibi bir yaklaşım var. Bu nedenle çocuklara doktrinal değil de daha özgürleştirici, daha üretken, bilgiyi kullanmaya daha yönelik bir eğitim verme arayışındayız. Kişiye özel eğitim metotları geliştiriliyor. Dünya da buna yatırım yapıyor.

Eğitim ve öğretimin fazlaca ideolojik hâle gelmesine gönderme yapıyorsunuz. Bu bağlamda Türkiye’yi genelde kitle olarak nasıl görüyorsunuz?

Aslına bakacak olursak Nazi Almanya’sında, Sovyetler’de, Çin’de hatta Amerika’da da kendi ideolojisini yansıtacak şekilde eğitim modelleri kurulmuştu. Eğitim öyle masum bir şey değildir. Çünkü canlıyı, forma sokan bir süreci yansıtır. Bu form, kimi ülkelerde ülke menfaatleri, vatanınız için çalışmak; başka bir ülkede kâr etmek, kapitalist değerlerin mükemmeliyeti şeklinde kimisinde de dinî ritüeller olarak karşımıza çıkabilir. Bunların her biri ilkokulda başlar. Keza ulus bilincinin oluşmasında tarih çok önemli bir yapı taşıdır. Bu yüzden resmî ideolojiler söz konusudur. Eğitimde çok küçük yaştan itibaren başlayan resmî ideolojiye dayanan bir tarih, bir ulus, geçmişi anlatan bir hikâye de söz konusu olur. Belli ideolojilerin yerleştirilmesi, eğitim süreciyle başlar. Okul denilen şeyin aslında bir ideolojinin aracı olarak kurgulandığını görürsünüz. Bugün de okullar daha özgür, daha liberal, bir başka ideolojinin aracı olarak da kullanılabilir. Ama buradaki en temel şey, öğrencinin sadece okula değil bütün dünyaya açık hâle gelmiş olması. Çocuk, her bilgiye ulaşabildiği gibi bu bilgiler dâhilinde kendi fikrini de oluşturuyor. Bu da yeni bir dünya demek.

Türkiye, “Eğitim liberalliği”nin neresinde? 

Liberal dünyanın daha özgür olması, kapalı toplumların daha yasakçı, despotik olduğu iddiasını yalanlayan bir örnektir. Aslına bakarsanız, denetleme yani kontrol mekanizması denen şey, dünyanın her yerinde farklı araçlarla hüküm süren bir şeydir. Her ülke, ideolojisini, kendi vatandaş tiplemesini üretirken kullanıyor. Bana göre ideale yaklaşmak çok mümkün değil. İdeal, bütün her şeyden izole olarak insanın bilgiyi seçmesi ki bu mümkün değil.

Sosyal medyaya bakış açınız nasıl? 

Sosyal medyanın gereksiz bir zaman israfı olduğunu ve bir işe yaramayacağını düşünüyordum. Öğrencilerimden biri, bana bir gün geldi ve beni eleştirerek şöyle söyledi: “Hocam, biz, sizden ders alıyoruz. Bizim dünyamıza bilgi aktarmaya ve bizi eğitmeye çalışıyorsunuz. Ama bizim dünyamızı tanımayı reddediyorsunuz. Sonunda bizi kabullenmek zorunda kalacaksınız.” Sert bir eleştiriydi ama öğrencimin söylediklerini çok beğendim. Şu anda Twitter’da aktifim, üstelik 160 bin takipçim var. Bilgilerimi, yorumlarımı düzenli olarak orada paylaşıyorum.

Okullarda bireylere yüklenen verinin ya da bilginin miktarı ile ilgili bir sorgulama yapabilir miyiz? 

Aslına bakarsanız okullarda verilen müfredat, evrensel ilkelere önemli ölçüde uyduruluyor. Ama ben, çok büyük bir değişiklik olduğu inancında da değilim. 100 yıl önce verilen eğitimin, bugün tamamen değiştiği gibi bir fikre sahip değilim. Özellikle Türkiye’de bazı derslere verilen aşırı önem, çocukları derslerden soğuttuğu gibi Türkiye’de bir eksiklik oluşturuyor. Çocuklara test usulü bir öğretim, sınav psikolojisi altında çok yoğun bir baskı uygulanması, çocukların sosyal hayatını körelttiği gibi üretkenliklerini de sıfırlıyor. Okullarda kalıplaşmış, askerî yapıya sahip bir otorite var. Bunun dozunu ayarlamak çok önemli. Çocuğun belli bir disipline sahip olmasını sağlamalı ama bir yandan da çocuğun, kendini cendereye alınmış gibi hissetmemesini sağlamak için okulların farklılaştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Devlet, eğitim ve okul çerçevesinde ütopik bir sahne kursanız manzara nasıl olurdu? 

Millî eğitim; özgürleştirici, demokratik kültürü aşılayıcı, eşitlikçi bir sistem içinde eğitim verme felsefesini güderse çok sağlıklı olur. Eğitim müfredatı iyi insanlar yetiştirmek üzerine kurulmalı. Vatandaş, belli ideolojiler çerçevesinde devlete, hizmete yükümlü ve sorumlu bireyi tanımlıyor. Hâlbuki insan olmak, evrensel değerler çerçevesinde şekillenen bir şey. İyi insan olmayı öğretmek, bence eğitimin temel amacı olmalı. Öğrenciler, biraz daha az matematik veya fizik bilebilir ama toplum içinde nasıl davranmaları ve saygı göstermeleri gerektiğini öğrenmeleri birçok dersten daha kıymetli. Kadim gelenekler üzerinde durarak bütün insanların birikiminden süzülmüş bir takım değerler üzerinden hareket etmek lazım.

Çocuklar, sınav maratonunun içinde kayboluyor; spor ve sanatta başarılı olabilecekler bu dersleri alamıyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? 

Eğitim, sadece sınava endekslenmiş olarak geliştirilemez. Buradaki temel prensip, okullar arası rekabet dolayısıyla sınava endekslenmiş, yarış atı formatındaki çocukların yetiştirilmesi olmamalı. Bana göre çocuklar, lise bitene kadar kendilerini geliştirecek her türlü formasyona açık olmalılar. Üniversite eğitimi için belirli bir sıralama gerekiyorsa böyle bir standart bariyerin konulmasını önemli buluyorum. Üniversite sınavını kaldırmak mümkün olsa üniversiteleri aşağı yukarı eşit standartlara getirmek, üniversite sayısını ve üniversitelerin kontenjan sayısını talebin üzerine çıkartmak gerekiyor.

 

Röportaja orjinal kaynağından ulaşmak isterseniz lütfen tıklayın.