– 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sizin için ne ifade ediyor?

Kadınların yüzyıllardır hiçe sayılan varlığı ve hakları adına toplumsal farkındalık sağlayabilmek adına dünya çapında sallanan bir “biz de varız” bayrağı olarak görüyorum bu günü. Kadınlar üzerine konuşuluyor, tartışılıyor, öğreniliyor. 8 Mart oldukça gecikmiş bir tanınma sürecini hızlandırıyor.

– Sizce 8 Mart, kutlanması gereken bir gün mü?

Bir çok gerekliliğin hala yerine getirilmediği bir ortamda sembolik bir değeri var kuşkusuz. Ama buna kutlama değil farkındalık günü demek daha doğru. Kutlanacak bir şey yok ortada.

– Günümüzde kadın haklarının geldiği nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

İstatistik veriler kadınların hala dünya sathındaki toplumsal konumlarının erkeklerden çok daha geride olduğunu gösteriyor. Bu en çağdaş sayılan ülkelerde bile hala böyle. Gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde ise durum oldukça vahim. Türkiye de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda oldukça geride. Gerçi resmi verilerin bir kısmında oldukça ciddi hatalar olduğu, özellikle sağlıkla ilgili bazı olumsuz verilerin son yıllarda oldukça düzeltildiği biliniyor. Ama daha gidilecek çok yol var. Kızımın benden daha iyi, torunumun kızımdan da daha iyi konumda yaşayacağının garantisini hala göremiyorum.

– Mesleğinde başarılı bir kadın olarak ve kadınların iş hayatında yaşadıkları güçlükleri de düşünürsek, geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir mesajınız var mı?

Ben şanslı bir insan olduğumu düşünürüm hep ama şansımı kullanma konusunda da hep cesur ve iddialı oldum. Hiç kavga etmedim ama hep mücadele ettim. Kadın olmak güzel ve güçlendirici bir şey. Tüm kadınlarımızın bilmesini isterim ki, bugün kendimiz için verdiğimiz, vereceğimiz mücadele aslında kızlarımız torunlarımız için. Çok önemli ve değerli bir mücadele. Hepimizin sorumluluğu. Torunlarımız mutlaka bizden daha iyi koşullarda büyümeli, yaşamalı.